|
Söyler geçeriz
besmele’yi...
Bazen de okuruz arkasından
hemen Fatiha’yı, ölmüşlerimize!
Oysa...
“Fatiha’sız salât
—namaz— olmaz!”; uyarısı yapılmıştır Rasûlullah tarafından.
“İslâm’ın Temel
Esasları” isimli kitabımızda bu konuya değinmiştik bir hayli. Orada
değinmediğimiz bir yöne de şimdi işaret edelim nasip olduğu kadarıyla...
Ancak gene ehlinin anlayabileceği bir lisanla elbette...
Kısaca “besmele”
dediğimiz kelime bildiğiniz üzere “BismillahirRahmanirRahiym”dir.
Hem Kurân okunmaya başlandığındaki
ilk âyettir hem de ittifakla kabul edilir ki Fatiha Suresinin ilk âyetidir.
Bazıları da der ki Besmele
Fatiha’nın ilk âyeti değildir. Fatiha suresi “Elhamdulillahi Rabbil
âlemiyn” diye başlar. Bu konuda geniş bilgi Elmalı’lı Hamdi
merhumun tefsirinde, ilgili bölümde anlatılmıştır.
Biz şimdi değişik bir soru
ile konuya yaklaşarak, buradaki tekrarın nedenini fark etmeye çalışacağız
anladığımız kadarıyla.
Besmele
eğer Fatiha’nın ilk âyeti ise “RahmanirRahiym” 3. âyet
olarak niçin bir defa daha tekrar edilmiştir?
“BismillahirRahmanirRahiym
Elhamdu lillahi Rabbilâlemiyn
ErRahmanirRahiym....”
Şimdi
konuyu fazla yaymayıp dikkatinizi ilk âyet olan besmelenin başındaki “B”
sırrına çekeyim. Bu sırrın ne olduğunu “Hz.
Muhammed’in açıkladığı ALLAH”
kitabında yazmıştık ve orada merhum Hamdi Yazır'ın
"Hak Dini Kur’ân
Dili" isimli 9 ciltlik
eserinin 1. cilt 42 ve 43. sayfalarında "B" harfinin mânâsıyla
ilgili olarak özetle şu bilgiyi aktarmıştık:
"Eazımı
müfessirin diyorlar ki. "BA"nın buradaki mânâyı ilsakı, ya MÜLÂSEBET ve
MUSAHEBET veya istianedir.
...
Bu tevile göre ("B" ile başlayan) besmelenin meâli: "ALLAHı rahmanı rahim
nâmına" demek oluyor ki; bu da "B"de MÜLÂBESE mânâsına râcidir.. Bunun hasılı,
bir niyâbet itirafıdır.
Bir işe başlarken , "filan nâmına" demek, "ben bunu ona izâfeten, ona
hilâfeten, onu temsilen, ONUN BİR ALETİ olarak yapıyorum; bu iş hakikatte
benim veya başkasının değil ancak onundur" demek olur..”
Bu bilgiyi hatırlayarak düşünürsek...
“B” sırrının
işaret ettiği şekilde ismi Allah olanın Rahmaniyet ve Rahimiyeti kişinin
nefsinden zuhur etmektedir. Bu sebeple, kişi, gerek zâhiri ve gerekse
bâtını yönünden Rahmaniyet ve Rahîmiyyet nimetlerine özünden
gelen bir yolla erişmektedir; anlamını çıkartabiliriz. (Rahmaniyet
ve Rahîmiyet için İslâm'ın Temel Esasları kitabına bakınız.)
Bundan sonraki âyette ise
olayın afakî, yani birimin algılayabildiği evrenini ele alan
yönüne işaret edilmektedir. Yani, algılayabildiğin tüm âlemlerde her ne
varsa, bunların hepsi, onların da özlerinden gelen bir biçimde, yani
rububiyetlerinden, yani özlerindeki esma bileşiminden gelen bir biçimde,
Rahmaniyet ve Rahimiyetin özellikleriyle varlıklarını devam
ettirmektedirler.
Birinci âyette, Uluhiyete
kulluğun kişinin özünden gelen şekilde ve özüne dönük olarak meydana
gelmekte olduğuna işaret edilirken... İkinci ve 3. âyette ise âlemlerde
her birimin özündeki rububiyyet noktasından açığa çıkan Uluhiyet
kemalatının Rahmaniyyet ve Rahimiyyet ile meydana geldiğine işaret
edilmektedir!.
Şayet bunu anlayabildiysek,
fark ederiz ki, birinci âyette “nefsini bilmek” sırrına işaret
vardır, ikinci âyette ise “eşyânın hakikatini” bilmek sırrına
işaret olunmaktadır.
Bütün bunları anladıysak,
o takdirde şunun üzerinde de düşünelim bakalım acaba şu tespihle
neredeki kime işaret ederek, neyi dillendirmekteyiz?
Namazda, rükûda ve secdede
şunları söylememiz istenmektedir... Niçin? Böyle tekrarlarla neye
dikkatimiz çekilmektedir acaba?
“Subhane RABBİY el Azıym!”
“Subhane RABBİY el Â’lâ!!.”
“Subhan olan RABBİM; ve
O’nun azıym ve â’lâ oluşu” ne demek? Bana bunu tekrar etmem söylenmekle,
ne fark ettirilmek, ne hissettirilmek isteniyor acaba?
Allah idrakını nasip ede...
Kolaylaştıra... Hazmını vere...
AHMED HULÛSİ
28 Şubat 2003
NC, USA |