|
Nefsin
mertebeleri diye biliriz yedi mertebeyi...
Emmare,
Levvame, Mülhime, Mutmaine, Radiye, Mardiye ve Safiye!.
Bu
konuyu “KENDİNİ
TANI” kitabında da detaylı anlatmıştık...
Nefs
kelimesiyle anlatılmak istenen esas itibariyle bilinçtir.
Bilinç
ilk oluştuğunda, veri tabanının getirisi sonucu, kendini beden olarak
kabullendiği için, bedeninin tüm isteklerini kendi istekleri olarak
benimser; tamamen bedenselliğe dönük ihtiyaç ve zevklere dönük yaşar.
Bundan dolayı da “emmare nefs” olarak tanımlanır. Yani bilincin,
kendini beden olarak kabulü söz konusudur bu anlayış düzeyinde.
Kendini
beden olarak kabullenen ancak bedenin kullanılmaz hâle gelmesiyle yaşamın
son bulmayıp bir şekilde devam edeceğini, dünyada yaptıklarının
sonucunu bu yeni yaşam boyutunda göreceğini düşünerek, geleceğe dönük
olarak yaptığı yanlışlardan pişmanlık duyması levm etmesi olarak
nitelendirilir.
Görüldüğü
üzere her iki mertebedeki nefs yani bilinç hâli de bedene dönük ve
bedenle alakalıdır. Yani arz ile!.... Bilinç henüz semâsının farkında
değildir!.
Dünyası
arzdır!... Bedendir! Sevinci üzüntüsü kavgası hep arzı yani bedeni ile
alâkalıdır!
Bilinci,
kendisinin beden olmadığını, evrensel tekilliğin bir yansıtıcısı veya
evrensel tekilliğin özelliğini kapasitesince açığa çıkartıcısı olduğunu
fark ederse; bu farkediş ilham yollu olacağı için tanımlama bâbında “mülhime
nefs” denir, “ilham alan” anlamına.
Bu
anlayış mertebesinde bilinç artık kendini beden kabullenmekten arınmaya
başlar. Kâh bedenmiş gibi hisseder kendini bilinç, kâh da ondan ayrı bir
şeymiş gibi... Ama bedenden ayrı olan bu hâlinin yapısının ne olduğu
da henüz belirginleşmemiştir... Ayrıca bu, bilgi yollu yaşanır bir olay
da değildir.
Bilincin
bu anlayış evresi yaşamın en zorlu devresidir. Bilinç sayısız çelişkiler
içine düşer!. Kâh kendini kul görür kâh kendini Hak görür; bu hissedişlerinin
bunların değişik sonuçlarını yaşar!.
Burayı
aşmak ancak ender kişilere mahsustur!.
Bu
düzeyde kendini Hak olarak gören kişi, zaman zaman velâyete bile tenezzül
etmez(!)!. Tüm değerleri boşlayıp, tam bir bedenselliği yaşama düzeyine
bile inebilir.
“OKU”mak
bu bilinç düzeyinde başlar tahkik ehli için!. Sünnetullah denilen SİSTEMİ
OKUMAK başlayınca da bu bilinçte, Rasûlün neyi niye getirdiğini
hakkel yakîn yaşamaya başlar...
Burada
Hanif olur!... Burada “Allah adıyla işaret edilene” iman
eder...
Burada
“keşfi zulmanî”den arınıp, “keşfi nuranî” sahibi olur!.
Burada
kıyâmete kadar geçerli olan Kur’ân’ın sırlarını fark etmeye
başlar... Ârif derler bu hâli yaşayana... Ama henüz velâyet
oluşmamıştır!.
Halkın
yani taklit ehlinin veli sandığı hatta gavslık, kutupluk
payesi yakıştırdığı kişilerin neredeyse tamamına yakını hep bu
alandaki bilinçlerdir. Onlar da bazen kendilerini bu mertebelerin ehli sanırlar
içinde bulundukları idrak dolayısıyla... Halbuki velayet pınarından
akan suların birikintisinden başka bir şey değillerdir henüz!
Velâyet
ile aralarında okyanuslar vardır!..
Velâyet?
Bu da başka bir yazı konusu olsun inşallah!.
AHMED HULÛSİ
28 Mart 2003
NY, USA
|