|
Biraz yaşlanınca, kova ağır
gelmiş, taşıyamamış kaynak suyunu dolu olarak!...
Bu arada kova da eski oldugundan,
su kaçırmaya başlayınca, kabilesine dönene kadar hayli su eksilmiş...
İhtiyar da buna göz yummuş; yükü hafifliyor diye... Ama kabilesi içine
de boş kovayla dönmek hoş görünmeyecek... Oradaki kirli sulu bir
kuyudan kovasındaki eksik suyun üstünü tamamlayıp girmiş
kabilesinin içine...
-Size has kaynaktan su
getirdim; diye...
Tadanların çok azı anlamış
suyun saf kaynak suyu olmadığını, bulanıklığından, tadından!...
Çoğunluk ise farkedememiş saf kaynak suyu olmadıgını; saf kaynak
suyunu bilmediklerinden. Kaynağa gitmediklerinden!.... Getiren ihtiyara
güvenip, has kaynak suyu diye içmişler o karışık bozulmuş suyu...
Herkese
de başlamışlar konuşmaya, işte has kaynak suyu böyle olur, diye...
İnsanlar yaşlanınca beyinler
daha yetersiz çalışmaya başlıyor...
Akıl yeterli gelmiyor bazı
konuları detaylı kavramaya... Hele gençler akla gelmedik sorularla çıkınca
insanın karşısına, hepten bocalayıp, yakıştırma, tutarsız
cevaplar verilmeye başlanıyor ana konuya yama olarak!. Kaynakla bağlantı
koptuğu için, kaynağa gidilmediği için...
Kimileri de kendi patronajına
halel gelmesin diye öne sürüyorlar, her vesileyle şu fikri:
—Kaynak kutsaldır,
onu rahatsız etmeyin... Biz size her türlü yardımcı olmaya hazırız...
Ne var ki, kaynakta yazılı
fikirlerle örtüşmeyince verdikleri cevaplar; çelişkiler açığa çıkınca,
bu defa kaynaktan gelenler örtülmeye, yorumlanmaya başlanıyor;
—O
öyle demiştir ama, esasında böyle denmek istenmiştir... O sizin aklınız
almayacağı için böyle demiştir ama aslı budur;
gibilerden saçmalanmaya.
Kaynağın yazdıkları, söyledikleri,
tevile, saptırılmaya, rotasından çıkartılmaya başlanmaktadır.
Sebebi basittir.
Kaynak olmayanlar,
kaynakların açıklamalarına akıl erdiremedikleri yerde, kendi mantık
yetersizlikleri içinde konuya çözüm aramakta ve buldukları yamalar
da kaynağın orijinaliyle bütünleşmeyince de olayı saptırarak,
tevil adı altında kendilerini gündemde tutmaya çalışmaktadırlar.
1966 yılında yazdığım
Tecelliyat kitabıyla bugünkü görüşüm arasında hiç bir fark
yoktur.
15 sene evvel kasete alınmış
sohpetimde söylediklerimle, işaret ettiğim gerçeklerle, bugün
anlattıklarım hep aynıdır.
Düşüncelerim toplumda zamanla
çarpıtılmasın diye, kitap yazdım. Sohpetlerim kasete alındı.
Videoya çekildi.
Ne yazmış ve ne söylemişsem,
bugünde aynı şeyleri yazar söylerim. Bu Allah’ın bahşettiğine
ve Rasûlullah’a karşı sorumluluğumun gereğidir.
Yarın Rasûlullah huzuruna çıkacağımı
ve yazdıklarımın vebalini omuzlarımda taşıyacağımı bilerek,
bunları kaleme aldım.
Yanıldığım yerler varsa,
bunların mesuliyeti bana aittir.
Ama hiç kimse, benim söylediklerimi
veya yazdıklarımı kendine göre değiştirerek, sınırlı görüş
alanına göre yorumluyarak, yazdığım gerçekleri saptırma hakkına
sahip değildir!.
Bu gerçekler dolayısıyla
insanlara:
—AKLIN
YETERLİ DEĞİLSE BARİ İMAN ET!.
Denmiştir.
İman edemeyenler, akılları da
yeterli olamayınca, maalesef işte böyle
durumlar ortaya çıkmakta, kaynağın suyu bulandırılmaktadır!.
Lûtfen kaynak suyunu bulandırmayın!.
AHMED HULÛSİ
15 Mart 2002
NC,
USA
|