|
Hz. Muhammed'in Mucizevî Tesbiti
Ahmed Hulûsi
Yeryüzüne gelmiş en muhteşem beyin Allah Rasûlü Muhammed
aleyhisselâmın mucizevî bir tesbitini açıklamak istiyorum
bugün...
Yaklaşık on sene önce “Hazreti
Muhammed Neyi Okudu” isimli kitabımda detaylı olarak anlattığım
üzere, gökteki tanrının yanından Dünya üzerinde seçtiği peygamberine
yazılı bir kitap indirmediğini; Allah ismiyle işaret edilenin birimde
açığa çıkardığı bilginin “nüzul”, vahiy yollu geldiğini; yani “BİLGİ”nin,
özünden gelip, bilincinde açığa çıkması şeklinde, “İKRA”
olayıyla “OKU”nan, Allah sistem ve düzeni olan “SÜNNETULLAH”
olduğunu açıklamıştım. Cebrâil ismiyle işaret edilen,
Rasûl ve Nebilerde açığa çıkan melekî kuvve, ebeden değişmez
“sünnetullah”ı “OKU”mayı sağlar!.
"Anladığım İslâm"
başlıklı yazımda (www.ahmedhulusi.org)
izah ettiğim üzere, “İKRA=OKU”ma işlevinin, , gökten tanrının
yanından gelen kanatlı meleklerin dediklerinin tekrarıyla değil;
beyinde açığa çıkan, ALLAH isimlerinin işaret ettiği kuvveler
(melekler - melekeler) ile oluştuğunu, her kapsamlı düşünen
beyin fark edebilir.
İşte işin sır noktası beyin!.
“Kalp” diye bahsedilen şey ise “şuurda açığa çıkan
iman nurunun” adıdır!.
Hâlâ hadislerdeki “kalp” kelimesiyle işaret edilenin “yürek”
olduğunu düşünenler, kalp nakli ameliyatlarıyla başkasının kalbini
alanların durumunu sorgulasınlar!.
Dinsel anlatımla, beyin, insanda ALLAH isimlerinin
işaret ettiği anlamların zahire (açığa) çıktığı merkezdir...
Tüm insanlar ve insansılar için geçerli olan gerçek bu!.
Doksan dokuz esma diye bildiğimiz, detayda sayısız ALLAH
isimlerinin işaret ettiği kuvveler, özellikler hep beyin aracılığıyla
açığa çıkmakta tüm canlılarda.
“Rabbin alnında (Bi nâsiyetiha=beyninde mevcut
olarak)
tutup çekmektedir” (Hud: 56) âyeti de buna işaret eder.
Rabbani tasarrufun beyin aracılığıyla açığa çıktığına...
Bunlar işin işaret mecaz
benzetme yollu anlatımıdır... Bunların her birinin günümüz
ilimlerinde fark ettiğimiz karşılıkları vardır oysa...
Evet, konumuz insan beynindeki bir kuvve!...
İşte yeryüzüne gelmiş en muhteşem beyin Allah Rasûlü Muhammed
Mustafa da, insan beynindeki bu kuvveye işaret ederek, “DUA”
konusuna çok önem vermiş ve her konuda her fırsatta “DUA”
mekanizmasının işletilmesine işaret etmiştir.
www.ahmedhulusi.org
adresinden tümüyle okuyabileceğiniz “DUA
VE ZİKİR” isimli kitabımızda dua olayının sırrını
açıklamıştım. Beynin dua anında “yönlendirilmiş beyin dalgaları”
ürettiğini; bunun, istenilenlerin gerçekleşmesi konusunda işlev
gördüğünü tüm detayları ile anlatmıştım. Duanın, insan beynine
bahşedilmiş ilahi kuvveleri harekete geçirmek demek olduğunu
yeterince açıklamaya çalışmıştım. Keza “zikir” denilen çalışmanın
dahi ötedeki bir tanrıyı anmak değil, beyindeki o ismin işaret ettiği
anlamlara dönük gelişme sağladığına işaret etmiştim...
İşte bunları farkettikten sonra, şimdi gelelim Müslümanlığın
bir gereği olarak bize teklif edilen “abdest”
olayına!.
1986 yılında yayınladığım “İNSAN
VE SIRLARI” isimli kitabımda “abdest” olayının
tanrıya tapınmak için değil, kişinin bedeninin biyoelektrik
enerjinin, sudaki enerjiden yararlanması amacına dönük olduğunu
açıklamıştım. Su bulunmayan ortamda yapılan teyemmümün ise bünyedeki
statik elektriğin topraklanması amacına dönük olduğunu anlatmıştım.
Taklit ehli olarak yetiştirilen kitle ise o zamandan bu yana hep
karşı çıkmıştı bu gibi açıklamalarıma, biz tanrıya tapınmak için
abdest alırız hikmeti bizi ilgilendirmez, diye!!!.
Şimdi bir adım daha ileriye gidip, bu konudaki çok önemli bir
sırrı daha açıklayalım...
Allah Rasûlü muhteşem insan Hazreti Muhammed aleyhisselâm
daima “abdest” alırken dua ediyordu; herkese de abdest alırken dua
etmesini tavsiye ediyordu...
Niçin?...
Gökteki tanrıya seslenip, “ey tanrı bak senin peygamberinin
dediğini yapıyorum; sen de beni nur eyle”, diye mi?
Yoksa?...
İşte geldik, Allah Rasûlü Muhammed Mustafa’nın bir mucizevî
tesbitine daha...
Kişi, abdest alırken, dua etmek suretiyle, belli bir anlam
ihtiva eden beyin dalgalarıyla su kristallerini değiştirerek, etkileyerek,
iyonize ederek vücüduna yararlı su iyonlarının girmesini sağlar!.
Su içerken veya birşey yerken elindekine besmele “OKU”manın
(beyin dalgalarını içtiğine veya yediğine yönlendirmenin) anlamı
da buradadır!.
Kurşun döktürmek ise dinsel bir ritüel olmayıp,
başta birikmiş bunalım oluşturan statik elektriğin, akıtılan eriyik
kurşuna boşaltılması amacına yöneliktir.
Beyni, göz ve kulağına esir düşmüş; gördüğünün ötesini düşünmekten
âciz; çağdaş bilimlerden ve dünyadaki tesbitlerden bîhaber kimselerin
bunları anlaması elbette çok zor! Ne var ki dünya dönüyor ve bir
kısım insanlar hâlâ yüzyıllarca önceki kulübelerinde yaşamakta ısrar
etseler dahi; öte yanda gökdelenler uzaya yükselip, uydudan bahçesindeki
böcekler seyredilebiliyor!.
Ve dahi, su kristallerinin insanların yaydıkları düşüncelere
göre nasıl şekil aldıkları
mikroskoplarla açık seçik tesbit edilebiliyor!.
İnsan beyninin farkında olarak veya olmayarak yaydığı dalgalar,
aynı esasla, suyu, sudan varolmuş canlıları sürekli etkilemektedir.
Bu yüzden de “insan düşüncelerini açıklasa da
açıklamasa da sonucunu yaşayacaktır” anlamına gelen bilgi verilmiştir
Bakara suresi 284. âyetinde.
İnsan beyninin yaydığı düşünce dalgalarının suyu nasıl etkilediğini
gösteren araştırma sonuçlarını aşağıdaki linklerden İngilizce okuyabilirsiniz.
http://www.hado.net/index2.html
http://www.wellnessgoods.com/messages.asp
http://www.adhikara.com/water.html
http://www.life-enthusiast.com/twilight/research_emoto.htm
http://www.cerncourier.com/main/article/46/2/8
(İngilizce bilmeyenler Prof. Dr. Masaru Emoto’nun Türkçeye çevrilerek
yayınlanmış “SUYUN GİZLİ MESAJI” isimli kitabını okuyabilirler.)
Şimdi bu konuyu çok iyi düşünelim!.
Abdest alırken dua okumak, yani, düşünceni dileğini beyin
dalgaları şeklinde suya yönlendirerek, su kristallerini şekillendirme
ve o suyu ozmos yoluyla vücuduna almak... Ya da “suya okumak” denilen
şekilde belli bir anlam taşıyan beyin dalgalarını suya yönlendirerek
o yönde suyu şekillendirmek ve o suyu içmek veya içirmek!..
Düşünün ki, insan vücudunun yaklaşık yüzde 80’i sudur. Bu
duruma göre, bu su yapı ağırlıklı varlığa, karşısındaki kişinin
yönelerek pozitif veya negatif düşünce dalgalarını yollaması, acaba
ne boyutta tesirler oluşturur?..
1400 küsur yıl önce, çölün ortasında, bugünün bilgilerini hayal
bile etmesi hayal edilemiyecek bir toplum içinde yaşamış olan o
yüce Zât’ın, tüm açıklamaları aslında Yaratan’ın bir mucizesidir...
Ne var ki, bunları değerlendiremeyen, “biz inanıyoruz bize yeter”
diyen ve taklitle ömür süren toplumların “sevgili peygamberimiz”den
öte görebilecekleri hiç bir şey yoktur ne bu dünyada ne de öte dünyada!
Zira, “Dünyada âmâ olan öte yaşam boyutunda da ebeden kördür”
gerçeği ile yüzyüzeyiz. Değeri değerlendirmek, ancak onun açıklamalarını
anladıktan sonra mümkün olur.
Allah Rasûlü muhteşem insan Muhammed aleyhisselâm, yaşamı
boyunca “OKU”duğu “Sünnetullah”, yani, Allah isimleriyle
işaret edilen anlamların, evren içre evrenlerde açığa çıkış sistem
ve düzenine dayalı olarak, nice mucizevî tesbitlerde bulunmuştur!.
Ne var ki, vahiy veya keşif yollu açığa çıkan bu tesbitlerini, o
devrin yaşam şartları içinde tüm detaylarıyla açıklayamamış, sadece
elde edilecek sonuçlarına göre “şunu yapın” veya “şöyle yapın” şeklinde
uyarılarda bulunmuştur. Konuları mecaz veya işaret yollu
anlatmıştır.
Eğer, düşünmeden yaşayan taklitçi grubundan değil isek, bize
düşen, Allah Rasûlü’nün her dediğini anlamaya çalışmak,;
ne yaparak veya ne söyleyerek, bize neyi anlatmak istediğini, deşifre
etmek olmalıdır.
Bugünkü bilimle bu kadarcık anlayabiliyorum o Zât’ı...
Yarınkiler, muhakkak ki bizim farkedemediklerimizi dahi farkedecek;
O’nun ihtişamını çok daha fazla anlayacaklardır.
Deccaliyet safında yer alıp, Allah Rasûlü’ne hizmette
olanları düşman görenler bilsinler ki, dindarlara saldırmakla asla
Allah Rasûlü’ne ve açıkladığı DİN’e zarar veremeyeceklerdir.
Son olarak şunu sakın unutmayalım... Ne “Allah” ismiyle
işaret edilenin, ne de Allah Rasûlü’nün, bizim yapacağımız hiç bir çalışmaya ihtiyacı yoktur!.
Yapılanlar tanrıya tapınma amaçlı değil; her varlığın Allah adıyla
işaret edilene kulluğu içindir. Kim ne yapıyorsa veya yapacaksa
yalnızca kendi geleceğini güzelleştirmek için yapacaktır.
“İbadet başka amaçla değil yalnızca kulluk için yapılır” cümlesinin
anlamı, “ibadet ötedeki tanrıya tapınmak için yapılır”
olmayıp; “ibadet, varlığındaki Allah ismiyle işaret edilenin
kuvvelerinin sende açığa çıkması, geleceğine mutluluk getirmesi
amacıyla, beynine yön vermen için yapılır, ki bu da gerçek kulluktur”,
demektir!.
İnsan, sorgulayıp düşünebildiği, o çağda ve şartlarda bildirilenlerin
azametini farkedebildiği
kadarıyla, Rasûlullah’ın değerini anlar;
o nispette de Kendilerine yakın olur.
AHMED HULÛSİ
26 Haziran 2006
www.ahmedhulusi.org
|