|
İSLÂM'IN TEMEL ESASLARI
Ahmed Hulûsi
Ya Rabbel Âlemiyn!
“Mescid” ve “câmi”ler, “tapınak”lara dönüştürülmüş;
”ALLAH” adıyla tanıttığın Azîz ve Subhan varlığın ise “tanrı” olarak
algılanır olmuş!..
Göktürk’lerin “göktanrı”lı din anlayışı, “müslümanlık”
olarak hemen hemen bütün insanlığa yayılmış!.. Hani neredeyse ayaksesleri
işitilecek tanrılarının… Son umut ise, Hz. İsa’nın “Muhammedî Hakikat”ın
seslenişini tasdiki!.. Zirâ, mecâzlar hakikat sanılmış; Hakikat,
mecazlarda aranır olmuş!..
Kin, nefret, şiddet, intikam, gadap; kan, barut,
gözyaşı günden güne sarmada dünyayı… Gafletin doğal sonucu, Celâl’in
kuşatmada gitgide insanlığı…
İslâm’ın temel esasları, hakikatlerini yitirmiş
insanların indinde; şekil ve kabuktan ibaret kalmış!.. Sanki, ilim
kaldırılmış yeryüzünden, Deccal öncesi son günlerini yaşıyor, Dünya!..
“Namaz”ın, mü’minin “mi’râc”ı oluşu dillerde dolaşan
bir hikâye hâline gelmiş...
“Ey İMAN EDENLER, İMAN EDİN <B> sırrıyla <ALLAH>a!”
âyetindeki uyarın sanki Kur’ân ‘dan silinmiş; “mi’râc
‘ın namaz olmasının” anlamı üzerinde hiç durulmaz olmuş!… Anlatılanlar
yalnızca, elin-ayağın, kolun-bacağın nerede-nasıl durması gerektiği;
ya da neyin nasıl giyileceği!.. Hiç sözedilmemekte, beynin neleri,nasıl
düşünmesi gereğinden!.
“Hac”, çoğunluğa göre, taştan dört duvarı ziyaretle,
Arafat tepesi civarında toplanıp tapınma; “Arabı zengin etme” faaliyeti!…
Medine ziyareti ise, sanki, ölmüş bir büyükelçinin kabrini ziyaret!..
Ya, “hac” dönüşü için konulmuş asılsız, Kur’ân ‘a göre hiç geçerliliği
olmayan kurallar!… “Terazi tutmamak”, “saçının kılını göstermemek”;
neredeyse diri diri tabuta sokacaklar hac dönüşü insanları!..
“Oruç” mânâsını yitirmiş; sağlık ve zayıflama kürlerine
dönüşmüş; yalnızca bedensel bir sorunla sınırlı kalıp; “Samediyyet”
nurlarının bizlerde açığa çıkışı sırrı hiç hatırlanmaz olmuş!..
“Zekât”ın anlamı değişmiş, hikmeti örtülmüş; vergi
sanılmış; gerekçesi açıklanmadığı için, insanlar zekâtı, devletten
vergi kaçırma uyanıklığı(!) kabul ederek, bir yana atmışlar… Başkalarının
hakkını, hakkıyla ödememenin gelecekte kendilerini nasıl bir faturayla
karşılaştıracağını düşünemez olmuşlar!.
İlim ve irfanı kaldırmaya başladığın için yeryüzünden,
Din, ruhsuz bir ceset olarak; “toplumsal düzen için gelmiş bir nizâm-ı
ilâhi” diye pazarlanmaya başlanmış… Mecâzı, Hakikat sanan, Gavs(!),
Kutup(!) ve Mehdî’ler(!) neredeyse her ülkede, her mahalle veya
köyde ortaya çıkmış!..
Ya Rabbî, imtihanın pek zorlu!..
Bir yandan açarken Hakikat’ın perdesini; diğer
yandan, halkı takarak gâfillerin peşine; görünmez ediyorsun gene
Kendi Hakikatini!.. Perdeciyle uğraşıp, perdenin ardındaki sırra
ermekten gafil oluyorlar!..
Ya Rabbî…
Birbirimizle uğraşmakla ömrü heder edip, hakikatten
gâfil olarak bu dünyadan ayrılmaktan bizi koru!… Bize, sevdiklerinde
açığa çıkardığın fiil ve davranışları nasip et!..
Nimetlerinle beslenip, palazlandıktan sonra nankörlerden
olmaktan arındır!..
Küfrün ve şükrün, kime ve niye olduğu, hakikatını
idrak ettir!..
Hükmüne ve takdirine razı olarak yaşamayı ve bu
imanla ölmeyi nasip et!.
Ya Rabbî…
Öğretmesen, bilmezdim!.. İdrâk ettirmesen, kavrayamazdım!..
Kolaylaştırmasan, hazmedemezdim!.
Dilemesen, verdiğin ilmi bu kitaplar aracılığıyla
yeryüzündeki kullarınla paylaşamazdım!..
Ne yaptıysam, hüküm ve takdirin kadarıyla, “kul”luğumun
sonucudur!..
“Hiç”im ve “Bâki”sin!..
“Takdir ettiğin kadarıyla açıkladım”; diyorsam
da, irfan ehli bilir ki, açan Sen’sin!… Ve açışından sonra geçmişte
olduğu gibi, bu defa da gene örteceksin!.. Bu arada nasip ettiklerin
de paylarını alacak…
“Kul”un olduğumu fark ettirdin, yaşattın; ilmindeki
sayı kadar şükretsem de gene şükr de aczimi itiraf ederim… Nankörlerden
olmaktan sana sığınırım!..
“Kul”luk görevimin başarısının, senin hüküm ve
takdirin ile oluşunun idrak ve huzur içinde ölümü tattır ve sâlih
“kul”larına ilhak eyle!..
Yeryüzünde yaşayan, ardımda kalanlara da selâmet
ihsan eyle; tezkiyeyi nasip et!.
Allahu ekber!… Bismillah!.
devam
|