|
Günümüzde
bu konunun tartışılan iki yönü vardır: 1-
Gerçekten
görüşülen varlıklar mevcut mudur? 2-
Şayet
gerçekten görüşülen böyle varlıklar var ise, bunlar
kimlerdir? Önce,
gerçekten böyle görüşülen bir varlık türü var mı, onu ele
alalım. Yaptığımız
son derece kapsamlı araştırmalar sonucu olarak 1972 yılında
yazmış olduğumuz "RUH -iNSAN - CİN" isimli bu
kitapta, geniş bir şekilde izah ettiğim üzere; kesinlikle
diyebiliriz ki, evet, görüşülen bir takım görülmeyen varlıklar
mevcuttur!.. Elbette ki kalın bir kitapta yapılabilen izahları bu
sütunlarda size bütünüyle nakletmeye imkânlarımız elvermez.
Ancak bu varlıkların mevcûdiyeti hakkında sizlere yerimiz
nisbetinde bazı açıklamalarda bulunabiliriz sanıyorum. {1} Biliyoruz
ki insan, evreni, beş duyusu ile algılar. Dolayısıyla, insanın,
beş duyusunun oluşturduğu evreni ile, bir hayvanın veya
insanötesi herhangi bir varlığın, duyu organlarının algılama
kapasitesine göre algıladığı evreni elbette ki
birbirinden son derece farklıdır. Bunu
basit bir misâl ile açıklayalım: İnsan
gözü, 4000 angström ile 7000 angström arasındaki dalgaları değerlendirerek
beyne yollar. Ve bu dalgalar beyinde değerlendirilerek bir görüntü
halinde farkedilir. Biz de beynimizin değerlendirdiği bu dalgaları
yayan ve aksettiren nesneleri "var" kabûl eder,
bunların dışındakileri ise "yok" sayarız. İşte
gerçeği görememe hususundaki yanlışımız bu noktada başlamaktadır.
Gözümüzün algılayamadığı sayısız sonsuz dalgaboyu skalasında
son derece minik bir kesiti algılayıp değerlendirebildiğimiz
halde; her şeyi bundan ibaret sanıyor ve her şeyi bu sınırlar içinde
kabûl edip deşifre etmeye çabalıyoruz!.. Oysa
gerçekte, evren, sonsuz sınırsız dalgaboylarından ya da bir diğer
tanımlama ile quantlardan oluşan bir yapıdır. Ki bu algıladığımız
kesit içindekiler, okyanusta bir damla bile değildir!.. (1)Bu
yazı bir günlük gazete için hazırlanmıştır. İkinci
olarak, anlaşılması gereken husus şudur: Gözümüzün
beyne ulaştırdığı 4000-7000 A. arası dalgaboyları, bir anlam
taşıdığına göre; 16-16000 hertz arasındaki {ses} dalga boyları
bir anlam taşıdığına göre; bütün dalgaboyları ile TÜM
EVREN, bir anlam ifade eden BÜTÜNSELLİĞE sahiptir!..
Ancak ne var ki, bizim algılama araçlarımızın sınırlılığı,
bu EVRENSEL BÜTÜNLÜĞÜ değerlendirmekten bizi kesinlikle
mahrum bırakmaktadır. Kesitsel
algılama araçlarına
{beş duyu} sahip olmamız ve her şeyi ille de beş duyu ile değerlendirme
şartlanmamız, çokluk görüntüsü veren ORİJİNAL TEK`i
bir türlü algılayıp farkedemememize sebep olmaktadır. Ayrıca,
yine herşeyi, sadece beş duyu ile algıladıklarımızdan ibaret
zannetmemiz, bizim en büyük yanılgıya düşmemize yol açmakta;
böylece gördüklerimizin dışında başka varlık olmadığı,
yolunda ilkel hükümler içinde bağımlı kalmamızı meydana
getirmektedir. Oysa,
bilimsel olarak biliyoruz ki, atom boyutunda değerlendirme aracımız
veya duyumuz olsaydı, hepimiz homojen bir bütünsellik içinde tek
bir yapı olarak kendimizi değerlendirecektik. Bunu
da anlatmak için şöyle bir misâl vereyim: Bulunduğunuz
odayı, tavanını açmak suretiyle, 1 milyar defa büyütme
kapasitesine sahip elektron mikroskobunun lâmına koyduğunuzu düşünün
ve sonra da, objektifinden bakın.Bir milyarlık büyütme
kapasitesi, bize atomları görme imkânını verecektir. Bu
takdirde, artık o odadaki çeşitli isimler taktığımız eşyayı
değil; demir, bakır, çinko, oksijen, hidrojen, azot vs. vs. gibi
pekçok atomlardan oluşmuş homojen bir kitle göreceğiz. Göz
aracı ile aynı odaya bakan beyin, az önce bir çok eşyanın
varlığından sözederken; elektron mikroskobu aracılığıyla
aynı odaya bakan beyin, sayısız eşyadan değil, homojen
atomik bileşik bir kitleden söz edecektir; ki artık pek çok
değil, tek bir yapı mevcuttur, bu algılama kapasitesi için!.. Bu
takdirde öyle bir noktaya geliriz ki, evrende var olduğunu kabûl
ettiğimiz her şeyin, o şeye bakan aracın kapasitesinden doğan
imgesel bir varlık olduğunu idrak ederiz. İşte
var olduğu, böylece beyin tarafından kabûl edilen her şey,
beynin kesitsel algılama aracına göredir; ve o görüntülerin
her biri, kesitsel verilerin imajlarıdır. Bu
tesbit bizi nereye götürüyor..? Madde
- hücre - molekül - atom - nötron- nötrino - kuark - kuant
boyutsal özeinimi ile karşımıza öyle tekil bir yapı çıkar
ki, artık bu TEK`ten başka bir şeyin varlığından sözedilemez. Algılayabildiğimiz
kadarıyla, bu özelliği itibariyle "Kozmik Bilinç"
diğer bir özelliği itibariyle "Evrensel Enerji"
olan bu TEK, EVREN ismiyle tanımladığımız yapıda,
mutlak zaman kavramının olmadığı bir biçimde heran kendi
sistemini uygulamaktadır. Öyle
ise bize, bu, gerçeği itibariyle TEK olan yapıdaki,
yerimizi ve yanımızdaki diğer varlıkları tanımak düşmektedir. Evet,
biz, daima GERÇEK EVRENDEN değil, "İNSANIN EVRENİNDEN"
sözetmek mecburiyetinde olduğumuza göre; evrende tek canlı türü
müyüz? Teknoloji
ne kadar gelişirse gelişsin, beş duyunun yani kesitsel algılama
araçlarının kendisine ulaştırdığı dalgaboyları ile kayıtlı
olan beyin, günümüzde gelmiş olduğu ilim seviyesi sonucu olarak
şu gerçeği itiraf etmek zorunluğunu hissetmektedir: Algılanan
boyutların ötesinde, sayısız boyutlar ve o boyutlara ait sayısız
değerler ve o değerler ile kendine özgü canlılık sahibi varlıklar
mevcuttur. Öyle
ise, biz, bilimsel verilerin doğrultusun da düşünürsek, göreceğiz
ve itiraf etmek mecburiyetinde kalacağız ki; bizim madde dünyamızın
dışında, kendi madde boyutların da mevcut fakat "BİZE GÖRE"
ışınsal yapı olan canlılık ortamı sayısı hadsiz hesapsızdır!.. Bundan
birkaç onyıl öncesine kadar, bilim dünyası ilkel maddecilik
görüşüyle bağımlı bir halde idi. Madde asıldır, ötesinde
hiç bir şey yoktur; maddeötesi yaşama sözkonusu olamaz,
denirken. Günümüz bilim dünyasın da "maddecilik"
son derece ilkel ve demode bir görüş hâlini aldı!.. Evren,
tümüyle ışınsal yapı kaynaklarıdır da, biz madde âleminde
mi yaşıyoruz?.. Bu
konuda en önemli soru ve anlaşılması en önemli cevap budur.
Soruyu biraz daha açalım... Evrende,
madde âlemimiz ve madde olmayan âlemleri mi var?.. Canlılar
sadece madde âleminde mi var?.. Eldeki
son bilimsel veriler gösteriyor ki, “makrokozmoz” denilen tüm
kozmolojik sistemlerden, “mikrokozmoz” denilen müonlara-kuarklara
kadar-yardımcı araçlarla da olsa - göz veri sınırları içinde
kalan her şey, birbirini meydana getiren terkipsel katmanlardır.
Oysa, bu katmanların her biri kendi katman algılayıcısına GÖRE
MADDEDİR!.. Yâni,
madde ve maddeötesi kavramları tamamiyle algılayıcının
kapasitesine göre, değişen GÖRESEL KAVRAMLARDIR. Bizim
algılama araçlarımızın iki puan üstündeki algılama araçlarına
sahip birimler için, bizim dünyamız ve yapımız MADDEÖTESİ
iken; bizim iki puan altımızdaki algılama araçlarına sahip başka
bir türe göre içinde yaşadığımız, BİZİM MADDE ORTAMIMIZ,
mevcut bile değildir ve ona göre biz, MADDEÖTESİ âlemde yaşamakta
oluruz!.. Bir
hücre, ya da bir bakteri, bilinci itibariyle, bizim varlığımızdan
bile haberdar değilken; önümüzde böyle bir örnek mevcut iken;
biz nasıl olur da, içinde yaşadığımız ortamda, bizden başka
canlı - bilinçli varlıkların mevcut olmadığını iddia
edebiliriz..? Madde
dünyamızın ötesinde, ÜSTMADDE katmanlarının varlığını
reddeder ve bu katman varlıklarının olmadığını nasıl iddia
edebiliriz..? Algılayabildiğimiz
kadarıyla, ister dalgasal birikim, ister kuantsal orijinli yapı
olarak ele alalım, gerçekçi düşünce bizi, sayısız canlı-bilinçli
birimler ve birikimler evreninde yaşadığımız sonucuna götürmektedir. Ancak
ne var ki, biz kendimizi, henüz 19. yüzyılın ilkel madde ve
maddecilik anlayışının şartlanmasından arındıramadığımız
için; evrensel gerçekler ve değerler boyutuna sıçrama yapamıyor,
her şeyi, algıladığımız madde sınırları içerisinde çözümleyip,
değerlendirmeye çabalıyoruz. Şunu
artık kesin olarak bilmeliyiz ki, kuantsal yapı boyutundan,
“madde” adını taktığımız beş duyu boyutuna ve galaktik ölçülere
kadar, her terkipsel yapının, kendine özgü bilinci ve değerleri
mevcuttur. Biz
bu, gerçeği idrâk ettiğimiz ve üzerinde araştırmalarımızı
yoğunlaştırdığımız ölçüde, bu bilinç birimleriyle iletişim
kurma imkânına sahip olabiliriz. Dar görüşlülüğün ifadesi
olan inkâr ise, evrende kör bilinç olarak yaşamaktan başka bir
şey kazandırmaz. Öyle
ise elbette ki, insan boyutu dışında, hangi isimle isimlendirilmiş
olursa olsun, başka varlıklar da kesinlikle mevcuttur. Sanıyorum,
imkânlarımız ölçüsünde “görüşülen varlıklar mevcut
mudur?” sualine cevap vermiş olduk. Öyle
ise şimdi gelelim ikinci sorumuza. * * * |