|
RUH İNSAN CİN
Ahmed Hulûsi
Ruh ve yapısı hakkında duymadığınız gerçekler
İnsanın yapısı hakkında hiç yazılmamış bilgiler
Melekler hakkında bilimsel açıklamalar
Uzaylılar kimlerdir, nereden geliyorlar, gayeleri
nelerdir?
Kur'an'a göre insanların EKSERİYETİ cinlerin hükmü
altındadır! Niçin? Nasıl?
Her şehirde birkaç "MEHDİ" var! Niçin kendilerini
"MEHDİ" sanıp, çevrelerindekileri de istemeyerek yanlış yola sürüklüyorlar?
Sigaranın beyne en büyük zararı yanısıra cinlerle
bağlantısı ne?
Sigarayı terketmekten aciz süper mürşitler!.
Büyü nedir? Hangi sisteme dayandırılır?..
10. BASKI İÇİN
1972 yılından beri konusunda Türkiye`de ve DÜNYADA
tek kitap olan bu eseri hazırlamayı bize nasip ettiği için Rabbime
şükürden âciz olduğumu ifade ederek satırlarıma başlıyorum.
Biz 70`lerde "CİN"lerden sözederken kimse bu konuya
inanmıyordu.. Bugün ise televizyon kanalları "CİN" olaylarından
ve "CİNCİ"lerden geçilmiyor!..
Kimine "medyum", kimine "falcı", kimine "büyücü"
denilse de; kitabı okuduğunuzda farkedeceğiniz üzere tümü de "CİNCİ"dir
ve "CİN"lerle iletişim hâlindedirler!..
"CİN"lerin insanları nasıl etkilediğini; neden
insanları etkileri altına aldıklarını ilerideki sayfalarda okuyacaksınız...
Bu kitabın size kazandıracağı en büyük özellik ise, "CİN"lerden
korunma yolunu öğrenmek olacaktır...
Daha yüzbinlerle baskı yapacağını umduğumuz bu
kitabın tüm insanlara yararlı olmasını Allah`tan niyaz eder; nice
bilinçli ve "CİN"siz günler dilerim efendim!.
8. BASKI DOLAYISIYLA
Değerli dostlarım...
Çok kısa süre içinde 8. baskıya ulaştık büyük ilginizle...
Biz de bu ilginize karşı, oldukça kapsamlı, "UZAYLILAR" bölümünü
kitabımıza ekleyerek hizmetimize devam ediyoruz..
"UZAYLILAR"ın verdiği iddia edilen kutsal kitap(!)ın
İslam Dini açısından, tenkidini 17 gün süreyle Bugün Gazetesinde
yapmıştık. "ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI" denen bu tebliğlerin tamamiyle
"CİN" aldatmacası olduğunu bu yazı dizisinde orijinal örnekleriyle
verdik..
Umarım, "CİNLERİN" insanları, "UZAYLILAR" adı altında
hazırladıkları bir masalla nasıl İslam Dini’nden uzaklaştırmak istediklerini
en anlaşılır hâliyle idrâklar önüne sermişizdir...
Bu baskıdan itibaren, eski baskılarda bulunan resimleri,
fazla bir yararı olmadığını ve kitabı gereksiz şişirdiğini düşünerek
kaldırıyoruz; umarım bu hâliyle çok daha fazla beğeni kazanır.
Yeni kitaplarımızda buluşmak üzere nice mutlu yarınlara...
5. BASKI DOLAYISIYLA
Bu kitabımızın ilk 10 binlik baskısının yapıldığı
1972 yılından beri yaradılış sistemi ve sırları hakkında pek çok
ihsâna nâil olduk...
Bunların bir kısmını "İNSAN ve SIRLARI" isimli
1986 yılında yayınlanan kitapta; diğer bir kısmını da l989 sonunda
yayınlanmış olan "Hazreti MUHAMMED`in AÇIKLADIĞI ALLAH" isimli kitaplarımızda
açıkladık..
Bu kitabın konusunu ilgilendiren, bazı konuları
da, bu kitaba bırakmayı tercih ettik..
"RUH", "UZAYLILAR", "MELEKLER" ve "İNSAN"ın ölümötesi
yapısı hakkında, bu baskıda, geçmiş baskıdakilere oranla hayli geniş
detaylar bulunduran bilgileri size sunmaya çalıştık..
Mevlâna Celâleddin`in çok sevdiğimiz, prensiplerimize
uyan bir deyişi vardır ki, anlam olarak şöyledir:
"Düne ait ne varsa, dünde kaldı cancağızım;
Bugün artık, yeni şeyler söylemek lazım!.."
Evet, bu güne kadar çıkmış eserlerden anlamış olabileceğiniz
gibi, AHMED HULÛSİ, dünün tekrarı ile vakit geçirmeyi hiç sevmez!.
İnsanların bağışıklık kazanmış olduğu için değerlendiremediği
bilgileri, anlatımları, fikirleri tekrar etmek O`nun prensibi değildir!..
AHMED HULÛSİ bir hoca değildir!..
AHMED HULÛSİ bir şeyh değildir!..
AHMED HULÛSİ bir din adamı değildir!..
AHMED HULÛSİ yaklaşık 30 yıl evvel bir inkârcı
iken, "ilâhi uyarı" sonucu olarak, objektif bir şekilde "din" araştırmalarına
başlamış; herkesin üzerinde mutâbık olduğu kaynak tefsirlerden ve
"Kütübü Sitte" hadislerinden yola çıkarak; tasavvufu en ince ve
hassas noktalarına kadar, gerekli uygulamalarına hizmet vermek sûretiyle
yaşamış; daha sonra da çağdaş bilim verileriyle, Din’deki mecâzları
birleştirme yoluyla, günümüzün ihtiyacı olduğunu düşündüğü sentezi
meydana getirmiştir..
AHMED HULÛSİ`ye göre, "DİN tümüyle komplike bir,
SİSTEMDİR"!..
Bu sistem, kendini bu konuya vermiş vasat bir akıl
tarafından rahatlıkla anlaşılabilir bir sistemdir.. Çünkü gerek
Kur`ân-ı Kerim ve gerekse hadisi şerifler açıklanmadık hiç bir konu
bırakmamışlardır..
Mühim olan, verilen şifreleri çözebilmektir!..
Öyle ise kâmil akıl sahibi kimseye düşen iş, kendisine
hîbe edilmiş olan bu ilim hazinesini değerlendirmektir..
Evet, Ahmed Hulûsi`nin bu ve bundan sonra çıkacak
olan diğer kitaplarında "DİN" olgusunu çağdaş bir anlayışla, ve
hattâ çağ ötesinde değerlendirilebilecek bazı açıklamalar ile bulacaksınız..
İnşaallah, Dinde reform değil; Dini ANLAMADA, yeni
bakış açısı ve anlayış getirecek olan bu düşüncelerimizle, sizlere
faydalı olmayı ALLAH takdir eylemiştir !.
Evet, şimdi gelelim, ilkel akılların inkâr ettiği,
varlığını bir türlü içine sindiremediği ve bu yüzden de "KUR`ÂN"ı
kabul etmez duruma düştüğü "CİN" ve "UZAYLILAR" ile ilgili bazı
ön bilgilere...
"CİN" ismi geçtiği zaman hemen hemen hepimizin
içine düştüğü çok büyük bir yanılgı mevcuttur...
Bir kısmımız şöyle düşünür;
Kısa boylu -70, 90 cm civarı-, ayakları ters, kulakları
uzunca, gözbebekleri kedininki gibi dikine bakan; çok serî hareket
edebilen; her kılıkta görülebilen erkek veya dişi varlıklar...
Bir kısmımız da şöyle düşünür;
Beyinde belirli bozuklukları olan kişilerin görmüş
olduğu halusinasyonlar!..
Peki bu işin gerçeği nedir?..
Önce kesinlikle bilelim ki, ya megaloman, paranoyak,
şizofren gibi bir tür akıl hastasıdır... Ki bunun sonucu olarak
dünyanın en üstün ve her şeyi bilebilen yegâne kişinin kendisi olduğunu
sanır... Ya da öğrenip, düşündükleri yanısıra, henüz bilemediği
pek çok şeyin olabileceğini de itiraf edebilecek kemâl sahibidir...
İnkâr, ilkellikten; haddini bilmek ise, kemâlâttandır!..
İlkelliği yüzünden inkâr ettiğini, ertesi gün ilmi
veya tekniği geliştiği için kabul etmek zorunda kalan sayısız öylesine
birimler mevcuttur.. Öyle ise, bütün bunlardan ibret alalım ki,
ibret olmayalım!..
Bilelim ki...
En büyük hatayı, bizim gibi, maddi dediğimiz beden
sahibi UZAYLILARI düşünmekle yapmaktayız!.
İkinci en önemli hatamız ise geçmişe ve yanlış
şartlanmalara bağımlı olarak, manaları değerlendiremeyip, şekilde
ve kelimelerin yüzeyinde BLOKE olmamızdır..
Mesela "CİN" kelimesini duyduğumuz anda, son derece
ilkel bir biçimde hemen inkâr ediveriyoruz.. "olmaz böyle şey, uydurma,
saçma bunlar" deyiveriyoruz...
Oysa, araştırsak bu konuyu, belki bilmediğimiz
pek çok şeyi öğrenecek; cevabını araştırdığımız bir çok şeyin çözümüne
ulaşacağız..
Şimdi elimizden geliyorsa, beynimizi şartlanmalarla
bloke durumundan kurtarıp, geniş kapsamlı ve önyargısız düşünmeye
çalışalım.
devam
|