|
İNSAN ve DİN
-
Ahmed Hulûsi |
|
|
|
|
|
|
“Adamda
dağ gibi benlik var!” sözünü duymuşunuzdur mutlaka!.
“Dağ”
ismiyle çok büyük ve kuvvetli benlik kavramı
özdeşleştirilmiştir insanlarda!.
Benlik, ego,
nefsaniyet; hep aynı anlama işaret eden kelimeler...
“BEN”
der, başka şey demez!... Öyle büyük dağdır ki, küçük
dağları o yaratmıştır sanki!. İşte böyle bir bilincin
tasviri, “dağ”!
“Benlik
günahı kuşatmış dağ gibi seni...” mısraı da buna
işaret eder!.. Ama buradaki anlam, biraz daha farklıdır
yukarıda söz ettiğimizden!. Buradaki kasıt, kişinin
kendi nefsine tanrılık pâyesi vermesi; ismi “ALLAH”
olan yanısıra nefsini var kabul etmesi
anlamındadır.
İşte bu anlayışlarda olanları uyarmak isteyen çok önemli
bir işaret vardır
ALLAH Rasûlü’ne
vahiy olan
Kitap’taki
Haşr Sûresi’nin
son üç âyetinde.
“Eeee, ne
var bunda!. İşte, Kurân o kadar azametli kitap
ki, dağa bile inse, dağ paramparça
olurmuş; ama insan bunun farkında değil işte!!!.”
Demeyin lütfen sakın!.
“Eğer
inzâl etseydik
(bilincinde açığa çıkarsaydık)
bu
Kurân’ı(n
ihtiva ettiği anlamı) dağ gibi benlik sahibine,
(kavrayacağı Hakikatin oluşturacağı) haşyet ile benliği
paramparça olmuş görürdün onu!..
Bu
misâlleri insanlara, üzerinde tefekkür
etsinler diye veriyoruz!..”
(Haşr:21) Bu âyetin anlam çevirisi bize göre böyle!.
Oysa bu âyetin, dağın tepesine indirilebilecek bir
Kurân’dan
söz ettiğine
inananlar çok!
“Ötemizde gökte tanrı var” yanılgısından
arınamadıysan, konu böyle de... İsmi, “ALLAH” olanı
açıklayan “İhlâs Sûresi”nde
anlatılan anlamı doğru kabul ediyorsak, konumuz o zaman
ne olur?
Dağ gibi benliği, kavrandığı takdirde paramparça edip
silip atacak; insanın bilincini dehşete düşürüp şaşkın
hâle getirecek o muazzam hakikat nedir acaba?
Bunu nasıl
anlayabiliriz?
Bundan
önceki yazılarımızı okumuş olanlar bilirler ki...
Zâtı
itibariyle mutlak gayb (bilinmez) olan “ALLAH”;
Rubûbiyet işlevi ile, varlığın tüm
mertebelerinde, sıfat ve isimlerinin özelliklerini açığa
çıkartarak sayısız varlıklar, türler yaratmış; hem
bunları hem de fiillerini halk etmiştir!.
“Siz’leri
ve fiîllerinizi halk etmiştir!” (Saffat:96)
“Siz”leri
kelimesinin işareti, ehlullah indinde, “isimlerinizi”
demektir!.. Müsemma ise, yalnızca O’nun
sıfat ve esmâsının terkip şeklinde fiîller
âlemindeki açığa çıkışıdır!.
Her birim,
yalnızca O’nunla Hay (diri) ve Kayyum’dur
(hayatı kâim)! Her birimden, her an açığa çıkan her
oluşum, yalnızca, kendisini meydana getiren ALLAH
isimleri bileşiminin terkip şeklinde o andaki dışa
vurumudur!.
İş böyle
olunca...
Bu durum
gösterir ki, birime dayalı bir özellikten söz
edildiğinde, gerçekte, birim ismi ardındaki
esmanın ef’âl âleminde (fiiller boyutunda)
ortaya çıkışından söz edilmek istenmektedir.
Burada şunu
da fark edelim ki... Yaradılış noktasında başlayarak,
tüm birimlerin oluşumunda, aynı mertebeler ve boyutlar
mevcuttur. Varlık katmanlar şeklinde tüm yaratılmışlarda
mevcuttur. Bunu tarif için ister dinî mecazları kullanın
ister bilimsel deyimler, sonuç hep aynı gerçeği
vurgular. Birinde mevcut olan boyut, hepsinde aynı
şekilde mevcuttur. Fark, açığa çıkanların farklarıdır.
Öyle ise bu
da bize şunu fark ettirir ki...
“Zerre
küllün aynasıdır” işâreti ile, ALLAH Rasûlü
aleyhisselâmın bize hibesi, sırlar sarayının anahtarı
değil, maymuncuğudur!. Öyle bir maymuncuk ki; sadece dış
kapıyı açan anahtar değil; ehli elindeyse, tüm hazine
odalarının kapısını açan bir maymuncuktur!.
Sonra yolumuza devam etmek üzere, bir süre burada soluk
alıp, bu arada şu
ALLAH Rasûlü
uyarılarını hatırlayalım:
“Rasùlullah salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
-ALLAH’ın
yüzden bir eksik, 99 ismi vardır. Her kim bunları
ihsâ ederse Cennet’e girer...
1.Hu vALLAHulleziy lâ
ilâhe illâ Hu, 2.Rahman, 3.Rahîym, 4.Melîk, 5.Kuddûs,
6.Selâm, 7.Mü’min, 8.Müheymin, 9. Azîz, 10.Cebbâr,
11.Mütekebbir, 12.Hâlik, 13.Bâri, 14.Musavvir,
15.Ğaffar, 16.Kahhar, 17.Vahhab, 18.Rezzâk, 19.Fettah,
20.Alîm, 21.Kaabız, 22.Bâsıt, 23.Hafıd, 24.Râfi,
25.Muizz, 26.Muzill, 27.Semi, 28.Basir, 29.Hakem,
30.Adl, 31.Lâtif, 32.Habîr, 33.Halîm, 34.Azîm, 35.Gafûr,
36.Şekûr, 37.Âliyy, 38.Kebîr, 39.Hafîz, 40.Mukit,
41.Hasîb, 42.Celîl, 43.Kerîm, 44.Rakîb, 45.Mucîb,
46.Vasî, 47.Hakim, 48.Vedûd, 49.Macîd, 50.Bâis,
51.Şehîd, 52.Hakk, 53.Vekîl, 54.Kaviyy, 55.Metin,
56.Veliy, 57.Hamid, 58.Muhsî, 59.Mubdî, 60.Muîd,
61.Muhyî, 62.Mumît, 63.Hayy, 64.Kayyum, 65.Vâcid,
66.Macîd, 67.Vâhidül Ahad, 68.Sâmed, 69.Kaadir,
70.Muktedir, 71.Mukaddim, 72.Muahhir, 73.Evvel, 74.Âhir,
75.Zâhir, 76.Bâtın, 77.Vâli, 78.Müteâli, 79.Berr,
80.Tevvab, 81.Muntakim, 82.Afuvv, 83.Raûf, 84.Mâlik-el
mülk, 85.Zül Celâl-i vel ikrâm, 86.Muksıt, 87.Câmi,
88.Ğani, 89.Muğnî, 90.Mâni, 91.Dârr, 92.Nâfi, 93.Nûr,
94.Hâdi, 95.Bedî, 96.Bâki, 97.Vâris, 98.Reşîd, 99.Sabûr,
(celle celâluhü).”
Bu uyarıda
anahtar “İHS” kelimesidir!.
Bazılarının
yetersiz tercümesi olan “ezberleyip tekrarlamak”
diye çevrilmesine karşın; “İHS” kelimesinin esas
mânâsı, “bu isimlerin işaret ettiği anlamlarını
bilmek, bu anlamların kendinde ve tüm birimlerde açığa
çıkışını müşahede etmektir”.
Bu da
sonuçta insanı, benliğinden arındırıp, “ALLAH
ahlâkıyla ahlâklı olduğu”nu fark etmeye
ulaştırır!.
Bu
kavrayışta da, dağ gibi benlik paramparça olur!.
“Bâkî
ALLAH”tır!. Ezelden Ebede bu böyledir!. Yok
(fâni) yoktur; Bâkî, ezelden ebede Bâkî’dir!
Şimdi
yukarıdaki Rasûlullah aleyhisselâm cümlesine
dikkat!.
“......kim
bunları İHSÂ ederse cennete girer!” deniyor!. Arada,
“kıyâmetten sonra” uyarması yok!. Bu isimlerin
anlamlarının kendinde açığa çıkış mertebesini ve açığa
çıkış sistemini ve dahi bunun nihâî anlamının ne demek
olduğunu fark edip yaşamanın; insanı cehennemden
(çeşitli nedenlerle yanmadan) çıkarıp onu cennete
(huzur ve mutluluğa) erdireceğini söylüyor!.
İman eden kendine etmiştir!. Küfr eden kendine
etmektedir!.
İman
da gaybına, hakikatinedir! Küfr (inkâr, gerçeği
örtmek) de gaybına, hakikatinedir!
Çünkü, “Hakikat”
mertebesinde (boyutunda) var olan, yalnızca O’nun
sıfat ve isimlerinin işâret ettiği anlamlardır!.
Evet bir solukluk bu mütaalâdan sonra, kaldığımız yerden
düşünsel yolculuğumuza devam edelim...
Bakın
ALLAH Rasûlü Muhammed Mustafa aleyhisselâm ne diyor
Haşr Sûresinin son üç âyeti hakkında:
“Her kim sabahleyin üç
kere, ‘euzü “B”–illahi’s Semî’il Alîmi
min–eş–şeytân–ir–raciym’ deyip Sûre-i Haşr’ın son üç
âyetini OKUrsa, ALLAHu Teâlâ ona yetmiş bin melek
(kuvve) müvekkel kılar; akşama kadar ona salâvat
getirirler; eğer o gün ölürse ŞEHÎD (sahne şehiti değil,
ALLAH için bedeninden geçmek amacıyla ölümü göze
almış kişi) olarak vefat eder... Onları akşam OKUyan da
aynı durumdadır (sabaha kadar).”
“OKU”nması
bu derece değerli ve önemli; getirisi, akılları hayrete
ve haşyete düşürüp, anlamın fark edilmesi hâlinde,
dağ gibi benlikleri paramparça edecek olan Haşr
Sûresi son üç âyetinde neye işâret ediliyor acaba?..
Niçin bu
kadar büyük önem verilmiş bu âyetlerin anlamına?
Bizim
anladıklarımızdan, yazabileceğimiz kadarıyla:
“O
(ismi) ALLAH olan ki, tanrısallık yoktur
hüviyet (benlik sahibi) O’dur!.. Âlim’dir
(tüm incelikleriyle ne olup bittiğini bilendir)
algılanabilen ve algılanamayan her boyutta. Rahman ve
Rahîym O’dur (hakikatinde).
O
(ismi) ALLAH olan ki, tanrısallık yoktur
hüviyet (benlik sahibi) O’dur!.. Melîk
(hükmeden), Kuddûs (saf, arı, orijini
değişmemiş), Selâm (varlık kendine teslim olmuş),
Mü’min (gayba imanı açığa çıkarıp tereddüt ve
şüpheyi yok eden), Müheymin (farkındalığı dışında
hiçbir şey olmayan), Azîz (dilediğini yapan,
misli olmayan), Cebbâr (yaratmış olduğu sistem
sonucu dilediğini karşı konulmaz şekilde açığa çıkaran),
Mütekebbir (kibriyâ, benlik sahibi)... ismi
“ALLAH” olan şirk koşulmasından beridir
(yalnızca şirk koştuğunu sanan olabilir!)...
O
(ismi) ALLAH
olan ki, tanrısallık yoktur hüviyet (benlik
sahibi) O’dur!.. HUviyet sahibi, ALLAH ismiyle
anılan Hâlik (esmâsıyla —isimlerinin özellikleriyle)
“yok”u var kılarak her şeyi meydana getiren; Bârî
(yarattığı her birimi kendine özgü formülle açığa
çıkaran), (farklı esmâ terkiplerini oluşturan);
Musavvir (her birimi bir sûretle algılamayı
oluşturan); O’na aittir tüm kemâl vasıfların isimleri!.
Semâlarda
ve arzda
(bilinç veya madde olarak algılanan tüm boyutlarda)
bulunan her ŞEY, (onun bir özelliğini ortaya
çıkarmak suretiyle) tesbih hâlindedir (farkında
olmasa da!)...
Hu,
Azîz’dir Hakîm’dir
(hüviyet sahibi olan
Zât, her ŞEYİ, bir hikmete dayalı olarak, bir sistem ve
düzen içinde, oluşmasına karşı koyulmaz biçimde
meydana getirendir)!. Bizim bâzı müşahedelerimize
göre...
Aslında bir
kitap yazılası anlamlar gizli bu âyetlerin
derinliklerinde...
Ne çare ki,
burada sadece bir gerçeğe, O’nun TEK’liği
açısına dikkatleri yönlendirmek amacıyla bu kadarıyla
değindik.
Selâm olsun
bu yazılanların ötesini tefekkür edebilecek beyinlere...
Evet...
O!...
Her birimin
ve zerrenin Hakikati; özündeki Rabbi, Melîki, İlâhı
(Ulûhiyet mertebesinin özelliklerinin, yani sıfat ve
esmâ mertebesinin olduğu boyut) olan, O!.
Gerçekte,
vehmî (var sandığın) benliğinin ardındaki gerçek, O!.
Tanıyamaman
yüzünden cehennem yangınlarını şimdiden yaşadığın; O!.
Bilgisizliğin yüzünden hayâlinde yarattığın tanrıya
tapınarak şirke düştüğün; bundan dolayı da mahrum kalıp
hüsrana uğrayacağın; oysa özündeki,
O!.
Gökte ararken, sırrında, gizli derûnunda ve daha da
içerinde erebileceğin,
O!.
Algılamakta
olduğun her ŞEYin hakikatinde olan, O!.
Fark
ettiğinde, benlik dağını paramparça edip, “yok”luğunu,
aslında hiç “var” olmamışlığını hissettirecek,
O!.
İnsan “ismi
anılan bir şey değilken, yok iken”, kendi
özellikleriyle varlığa çıkartıp; sonra tekrar “yok”luğumu
fark ettirip; sonra tekrar bu gerçeği bilmiş olarak
yaşatırken; bunun hakkını verememenin cehennemini
ebediyen yaşatacak olan, O!.
Sana, “ben”
kelimesi ile işâret ettiğin varlık dağını paramparça
edecek sırra işaret ettiği halde; farkındalığı da açığa
çıkarmayan; bunun a’mâlığı ile dünyanı değiştirtecek
olan, O!.
Gel dostum;
yarın her şeyinle terk edeceğin bu dünyanın, ölümle
uyandığında senin için hiçbir anlam taşımayacak
işleriyle kafanı bu kadar yorma!.
Sonsuzlukta süregidecek yaşamın için bir şeyler yap
artık!.
Sana,
Hakikatinin ne olduğunu ve özelliklerini bildirmek için
inzâl olmuş (gökten inmiş(!) değil),
SIRLAR Kitabı Yüce Kurân’ı anlamak için
biraz zaman ayır kendine!..
ALLAH
Rasûlü sana
ne getirmiş, niye getirmiş bunu sorgula!.
Sonradan pişmanlık asla
sana yarar sağlamayacak; elinden kaçırdığın devlet
kuşunu bir daha kesinlikle yakalayamayacaksın!.
Sana,
sensiz, “Sen”dekini anlatan bu Muhteşem Kitap’taki
bilgileri ve onu sana ileten ALLAH Rasûlü ve son Nebî
Muhammed Mustafa aleyhiselâmı değerlendiremezsen,
bil ki sonun sükûtu hayâl ve hüsran olacaktır!.
Zirâ ölünce
(boyut değiştirince) göreceksin ki...
Var sandığın
“tanrı” meğer hiç var olmamış!.
16
Eylül 2005
Raleigh – NC, USA
* * *
|