|
İNSAN ve DİN
-
Ahmed Hulûsi |
|
|
|
|
|
|
Tanrı
kavramına dayalı dinsel
anlayışta, şöyle bir
gece hayal edilir ki adına “Kadir Gecesi”
derler...
Ulu tanrı,
yeryüzündeki seçme kulları için bir nimet
hazırlamıştır!.. Kimler kendine çok tapınıyorsa, onları
mükafatlandırmak için. O büyük nimete de “KADİR”
demiştir...
Bu nimeti
getiren(!) melekler, müslümanların yaşadığı yöreye bir
kutsal kandil gecesi inerler; çünkü güneş ışığı
görürlerse bozulurlar, tıpkı ışık görmüş C vitamini
gibi!..
İşte o “gün
görmez Kadir”(!), bin aylık, yani seksen üç sene
sürecek tapınmadan çok daha hayırlı bir şey(!)dir!.
Her sene
Ramazan ayının 27’sinde, Ulu tanrının buyruğu ile
melekler yanlarına ruhu da alarak kanatlarını çırpa
çırpa, hızlı bir koşu ile binlerce yıllık mesafeyi kat
ederek dünya üzerine inerler ve gece olan bölgedeki
tapınan kulları başlarlar araştırmaya, ev ev!.
Elbette o
sırada dünyanın aydınlık bölgesinde yaşayanlara bir şey
yok!.
Eğer
bulurlarsa bir samimî tapınan ellerindeki şartnameye
göre, hemen rablerine sorarlar, “buna verelim mi
KADİR’i?” diye... Tanrı da izin verirse, hemen o
kula “KADİR” verilir. Bu hane, hane arama veya o
“Kadir”in dağıtılması işlemi gün doğana kadar
böyle devam eder...
Kaç kişiye o
gece “Kadir” verilir, bilinmez!. “Kadir”
verilenlerde ne değişir, bu da bilinmez!... Güneşi gören
melekler ve ruh, hemen ulu tanrı yanındaki yuvalarına
dönerler gün ışımasıyla!.
Bu arada
mümin kullar da câmi câmi dolaşıp, onlara, bu câmilerden
birinde kadir ikramı rastlaması şansını değerlendirler!.
...
ALLAH Rasûlü Muhammed Mustafa aleyhisselâm merkezli
“DİN” anlayışına
göre “KADR”
gecesi anlatımının deşifresi, yorumlanması ise ehlullah
indinde şöyledir:
“Kurân”
ismiyle işaret edilen “sırlar bütününü” ve “özündeki
hakikati” (enzalna HU) kişinin, kendi
varlığının “yok”luğunu (LEYL) yaşadığı
anda, şuurunda açığa çıkardık. (“Kurân ve insan ikiz
kardeştir”, uyarısı hatırlanmalı.)
Bu
hakikatin, sırrın (KADR) ne olduğunu bilir misin?
KADR
sürecinin yaşandığı “yok”luk karanlığı (gecesi),
bin ayda (80 küsur yıllık insan ömrü sürecinden)
yaşanabileceklerden daha hayırlıdır.
Melekler
(melekî kuvveler —kanatlar bu kuvvelerin 2–3–4 yönlü
olması) ve
ruh
(varlığındaki hüviyetin ”HU”
hakikatin anlamı), kişinin rabbinin (esma
terkibinin–varlığını oluşturan ALLAH isimlerininin
bileşiminin)
izni
(kapsamı–kapasitesi)
kadarıyla, şuurunda açığa çıkar;
böylece o anda,
kendi “yok”luğu
hissi yanısıra, mutlak var olan “ALLAH”ı hissedip yaşar!
Her
hükümden “Selâm”ette olarak!.
Bu hâl, tâ
ki, tekrar varlık, beşeriyet hissi ve fikri ağır basana
(FECRE dönene) kadar devam eder.
Bu imkânı,
yılın her gecesinde, yani, ismi “ALLAH” olan
indinde “yok”luğunuzu hissedebildiğiniz her
süreçte, araştırın!... “Kadr gecesini yılın her
gecesinde arayın” uyarısı...
“Ramazan
da arayın” uyarısı... Gerçek anlamıyla yaşanan
oruç ile, kendinde beşeriyetten arınma ve
hakikatini hissetme çabalarını verdiğiniz süreçte, bu
hâli yakalamaya çalışın!.
“Ramazan’ın
son günlerinde arayın” uyarısı... Orucun taklidi
değil tahkikî yaşanması sonucu; manevî arınmanın son
evrelerinde bunu araştırın!.
Şimdi, “KADR
Sûresi”nde işaret yollu benzetmelerle
anlatılanlardan algıladığımızı topluca ifade etmeye
çalışayım:
İnsanın
bir ömür boyu yaşadıklarından çok daha hayırlı olan bir
an (KADR anı) vardır ki; bu anlık şuursal sıçrama veya
açılım süresi içinde hakikatine ait bilgi, kendisine bir
tenezzül, yani “özünden bilincine” doğru açığa çıkar!.
Bu “HU” hüviyeti hakikatidir!.
Bu
hakikat, “İnsan, Kurân’ın sırrı; Kurân, insanın
sırrıdır” prensibince, insanın derûnundan gelen bir
şekilde açığa çıkar!.
Ne zaman?
Kişi, ben
neyim, kimim sorgulamasıyla yola çıkıp, ALLAH Rasûlü
Muhammed aleyhisselâma iman edip, O’nun
getirdiklerini anlamaya ve tanrı kavramından arınıp,
ismi “ALLAH” olanı en azıyla “İhlâs” Sûresinde
bildirilen kadarıyla algıladıktan sonra... “ALLAH”
özel ismiyle isimlenmiş indinde, kendi birimsel
varlığından, yani gün aydınlığından, “yok”luğunu
fark etme karanlığına düştüğünde; tüm varlık nazarında
varlıklarını yitirdiklerinde...
Hakikati olan ALLAH isimlerinin özelliklerinin kendi
varlığını oluşturduğunu hissettiği ve yaşadığı bir anda,
RUH, yani bu esmânın anlamı ile, melekler, yani bu
isimlerin kuvvelerinin her an kendisinde açığa çıkmakta
olduğunu fark edip algılar!.. Bunu bir anda hissediş ve
yaşayışı “KADR” hâlidir.
O
an ne kendi kalır, ne de varlıktan bir zerre!..
“Bu
an (yevm) mülk kimindir?”
“Lillahil
vahidil kahhar (Vahid ve Kahhar olan ALLAH’ındır),”
gerçeğine şehâdet eder!. “Eşhedü...”yü “OKU”r!..
Seyreden Kendi olur!
Bu
hâl, onda kendini tekrar beşeriyet boyutunda buluşuna
(fecre) kadar sürer. Böylece varlığının hakikatini
yaşamış olarak ehli hakikat arasında tahkik ehli olarak
yerini alır ve artık Kurân sırlarını “OKU”maya
başlayarak ölümü (boyut değişimini) bekler, ve yaradılış
amacına uygun şekilde “KUL”luğuna devam eder.
Bunu niye
yazdık?...
“Tanrının
Buyruk Kitabı” diye nitelenen “Kitab”ın,
bize göre çok çok farklı “bir SIRLAR KİTABI”
anlamı ifade ettiğini; “OKU”nması öğrenilmedikçe,
nelerden mahrum kalınacağı bilgisini sizlerle paylaşmak
istediğim için yazdım...
Bu bir
örnek... Başta “Mİ’RÂC” olmak üzere, böyle daha
nîce örnekler var deşifre edilmesi zorunlu, o
yüce ALLAH Kelâmı Kitap’ta!..
Ne yazık ki
büyük çoğunluğumuzun ruhunun dahi haberi bile yok
bunlardan belki!!! Kurân-ı Kerîm’i hâlâ tanrının buyruk
ve tarih kitabı(!) sanıyoruz...
Bu değerlendirmede haklı olabilirim, yanılmış
olabilirim!. Ne var ki, böyle okuduk ehlullah
eserlerinde...
Haklı isek; bu anlayışı değerlendiremeyenler, daha başka
nelerden mahrum kalmakta olduklarını kendileri
düşünsünler!.
Hatalıysak; o yukarılarda bir yerde oturup, melekler ve
ruhu yılda bir kere yeryüzüne gece karanlığında yollayan
tanrı elinde hâlimiz harap demektir!..
2
Eylül 2005
Raleigh – NC, USA
* * *
|