|
Söz
buraya gelmişken, isterseniz, almış olduğumuz bu "B"
harfi sırrıyla bazı âyetleri değerlendirmeye çalışalım: "Vallahu
muhıytun Bilkâfiriyn" (2-19) "GERÇEĞİ
ÖRTENLERİN HAKİKATI OLARAK ALLAH ONLARI KAPSAMAKTADIR" "Vallahu
Bikülli şeyin alim" (2-95) "ALLAH
ŞEYLERİN KENDİSİNDE OLARAK HERŞEYİ BİLİR" "Vallahu
basiyrun Bima ya`melun" (2-96) "ALLAH
ONLARIN YAPTIKLARININ MEYDANA GETİRİCİSİ OLARAK YAPTIKLARINI BİLMEKRTEDİR" "İnnallahe
Binnasi leraufur rahiym" (22-65) "ŞÜPHESİZKİ
ALLAH İNSANLARIN HAKİKATI OLARAK (insanlardan) RAUF VE RAHİMDİR" "Vallahu
a`lemu Bima yektumun" (3-167) "ALLAH
ONLARIN GİZLEMEKTE OLDUKLARININ HAKİKATI VE ASLI OLARAK GİZLEDİKLERİ
NİYETLERİNİ BİLİR" "Vallahu
raufun Bil ibad" (3-30) "ALLAH
KULLARININ VARLIĞINDA OLARAK ONLARA RAUFTUR(çok çok merhamet
etmektedir)" "Vema
tef`alu min hayrin feinnallahe Bihi aliym" (2-215) "NEiYİLİK
YAPARSANIZ, KESİNLİKLE ALLAH ONUN HAKİKATI OLARAK YAPTIĞINIZI BİLİR" "Vallahu
Bima ta`melune habiyr" (3-180) "ALLAH
YAPTIKLARINIZIN HAKİKATI VE OLUŞTURUCUSU OLARAK YAPTIKLARINIZDAN
HABERDARDIR" "Vema
tunfiku minhayrin feinnallahe Bihi aliym" (2-273) "İYİLİK
OLARAK NE BAĞIŞLARSANIZ, GERÇEKTEN ALLAH ONUN HAKİKATI OLARAK
ONU BİLİR" "İnnallahe
aliymun Bil müfsidiyn" (3-63) "ŞÜPHESİZKİ
ALLAH MÜFSİDLERİN ASLI VE HAKİKATI OLARAK ONLARI BİLİR" "Vallahu
aliymun Bilmuttakıyn" (3-115) "ALAH
KORUNANLARIN VARLIĞI VE HAKİKATI OLARAK KORUNANLARI BİLİR "İnnallahe
aliymun Bizatissudur" (3-119/154) "ŞÜPHESİZKİ
ALLAH KALPLERİNİN ZÂTI OLARAK İÇİNİZDEKİNİ BİLİR" "İnnallahe
Bima ya`melune muhit" (3-120) "ŞÜPHESİZKİ
ALLAH, YAPTIKLARININ HAKİKATI OLARAK YAPTIKLARIN İHÂTA ETMİŞTİR" "...Ve
ci`na Bike ala haulâi şehiydan" (4-41) "SEN
OLARAK ONLARIN ÜZERİNE ŞAHİDİZ" "Seyeczihim
Bima kanu yefterun" (6-138) "İFTİRALARININ
VARLIĞIYLA ALLAH ONLARI SONUÇLARINA KATLANDIRIR" "Ve
mimmen halekna ümmetün yehdune Bilhakkı ve Bihi
ya`dilun"
(7-181) "YARATTIKLARIMIZDAN
HAK OLARAK HİDÂYETİ BULAN VE HAK OLARAK ÂDİL DAVRANAN BİR ÜMMET
DAİMA VARDIR" "Katiluhum
yuazzibihumullahu Bieydiykum" (9-14) "ONLARLA
MUKATELE YAPIN Kİ, ALLAH ELLERİNİZ OLARAK ONLARA AZAB VERSİN" "İnne
rabbiy Bikeydihinne aliym" (12-50) "ŞÜPHESİZKİ
BENİM RABBİM, O KADINLARIN HİLESİNİN HAKİKATI OLARAK, ONLARIN
HİLESİNİ BİLİR" "Ve
Binnecmi hüm yehtedun" (16-16) "YILDIZ
OLARAK ONLARA HİDÂYET ULAŞTIRMAKTAYIZ" "İnnallahe
habiyrun Bima yasneun" (24-30) "ŞÜPHESİZKİ
ALLAH, ONLARIN YAPTIKLARININ HAKİKATI OLARAK ONLARIN YAPTIKLARINDAN
HABERDARDIR; YAPTIKLARINI BİLİR" "Vallahu
aliymun Bima yef`alun" (24-30) "ALLAH
ONLARIN FİİLLLERİNİN HAKİKATI OLARAK ONLARIN TÜM FİİLLERİNİN
HAKİKATI OLARAK ONLARIN TÜM FİİLLLERİNİ BİLİR" "Ve
kefa Bihi Bizunubi ibadihi habiyran"
(25-58) "ZENBLERİNİN
VARLIĞI OLMASI YETERLİDİR ONLARIN GÜNAHLARINDAN HABERLİ OLMASI
İÇİN" "ELA
innahu Bikülli şey`in muhıyt" (41-54) "DİKKAT
ET, KESİNLİKLE O, ŞEYİN TÜMÜ OLARAK HER ŞEYİ
KAPSAMAKTADIR" "İn
yeşe` yüzhibkum ve ye`ti Bihalkın cediyd" (35-16) ALLAH
DİLERSE SİZİ YOKEDER VE YENİ BİR YARATIŞLA AÇIĞA ÇIKAR" "Ve
huve Bikülli halkın aliym" (36-79) "O
YARATILMIŞLARIN TÜMÜNDE VAROLDUĞUNDAN YARATILMIŞLARINI BİLİR" "İnna
zeyyennes semaed dünya Biziynetil kevakib" (37-6) GERÇEKTEN
BİZ DÜNYA SEMÂSINI DEĞERLİ NESNELER OLAN YILDIZLARLA
DONATTIK" Bu
âyetlere bir de bu anlamlar yönünden bakarsak acaba bize ne gibi
kapılar açılır?...isterseniz bunları da bir düşünelim... Evet,
bunları kavrayabildiysek, şimdi bu anlayışla farketmeye çalışalım...
Hiç
bir yerde "ilâh"a imandan söz
edilmemektedir; çünkü "ALLAH", "TANRI"
değildir!. "Senin
ilâhın-tanrın ALLAH`tır" sözünün mânâsı "ALLAH
tanrıdır" demek değildir!... Bu belki, "Senin ilâh-tanrı
bildiğin, sandığın varlık gerçekte ALLAH`tır; ki O tanrı
olmaktan münezzehtir" anlamına alınabilir... Bunun
izahını geniş olarak "Hz MUHAMMED`İN AÇIKLADIĞI ALLAH"
isimli kitabımızda yaptık. Arzu edenler bu hususu oradan tetkik
edebilirler... Evet,
"ALLAH"a iman derken, "ALLAH"ı
en asgari sınırı ile "İhlas" sûresinde
belirtilen biçimde anlamak gerekir. Şayet
"ALLAH"ın "AHAD" olduğunu akıldan
çıkarırsak; veya "ALLAH"ın "AHAD"
olduğunun manasını anlamadıysak; "ALLAH"ın "doğurulmamış
ve doğurmamış olduğunun" mânâsını farkedemediysek,
çözemediysek, idrak edemediysek; bu takdirde biz, "ALLAH`a
inanıyorum" deriz; hem de "Âmentü billah"
dememiş oluruz!... Lâfını etmiş, dille söylemiş oluruz;
fakat, anlayış olarak bu kavramdan mahrumuzdur... İşte
bu durumdakilerin halini açıklayan âyet de şudur: "İNSANLARDAN
BİR KISMI # B #NİN ANLAMIYLA ALLAH`A VE GELECEĞİMİZEiMAN
ETTİK DERLER; AMA SÖYLEDİKLERİNİN BİLİNCİNDE OLARAK İMAN
ETMEMİŞLERDİR" (2-8) Çünkü...
İhlâs
sûresinde, "ALLAH"ın Ahad olduğu; bölünmez,
parçalanmaz, cüzlerden meydana gelmemiş, parçalardan oluşmamış;
sonsuz sınırsız TEK olduğu belirtildiğine göre... Ve
de "Samed" olarak, ona herhangi bir şeyin
girmesinin, ya da ondan her hangi birşeyin çıkmasının mümkün
olmadığı, anlaşılabildiği zaman... Ve
gene "O"ndan meydana gelmiş ikinci bir varlığın
var olmadığı; ayrıca "O"nun başka varlıktan
meydana gelmesinin söz konusu olmadığı farkedildiğinde; ve
bunun anlamı kavranıldığında, zaten otomatik olarak bizim "ben"
dediğimiz varlık, hiç "var" olmamış olarak "yok"
olur!. Ya
da çok basite indirgeyerek açıklıyalım... "ALLAH"ın
"SINIRSIZ" varlığına İMAN EDİLDİĞİ
ZAMAN!... Yani, "SINIRSIZ" varlığı
dolayısıyla hiç bir boyutta "O"nun yanısıra
ikinci bir varlığın mevcudiyetinden sözedilemiyeceği kavrandığı
zaman... Görülecektir ki "sen"(ben) zaten
hiç "var" olmamışsın... "Yok"sun!...
"YOK" mayasından oluşmuş bir "yok"
mevcutsun; ki gerçekte tüm varlık sadece "O"dur! Varolmamış
bir şey nasıl "yok" olur?.. Varolmayan
bir şey, gerçekte, ancak beşduyunun oluşturduğu zanda "var"
kabul edilir; o zanda "var" kabul edilen "benlik"
idrak oluşunca da "yok" olur demektir!. Yoksa, gerçekten
"var" olan hiç bir şey "yok"
olmaz!.. Çünki
her şeyin varlığı, "ALLAH" varlığıyla
mevcuttur!... Ki, o şeyin mutlak mânâda "yok"
olması demek, sonuçta ALLAH varlığının "yok"
olması demek olur.. Evet
şimdi biz yine ana konumuza dönelim. "ALLAH"a
iman, işte böylesine "ALLAH"ın "TEK"liğine
iman ile birlikte, getirisi olarak, kendi varlığının,
Hak'kın varlığı dışında var olmadığını idrak etmek
suretiyle meydana gelir. Eğer
kendi varlığının "var" olmadığını anlarsan,
işte o zaman dersin ki: "Amentü Billah"...
Ben,
"ALLAH"ın varlığına, "O"nun
varlığı ile kaim ve mevcut bir varlık olarak iman
ediyorum. Bu
konuda bakınız tahkiki imanın neye olması icabettiği Hamdi
Yazır ünlü tefsirinde nasıl anlatıyor: "İslamda
emrolunan umumi mevzuu iman "Lâ iahe illallah"
tevhidi, yani Tevhidi Ulûhiyettir. "La mevcûda
illallah" diye ifade edilen Tevhidi Vücud değildir.. Bu
olsa olsa, tariki marifette kat`ı merahil (aşama
yapmış) etmiş havass için mevzuu bahs
olabilir.. Ve
bizim nazarımızda, tevhidi vücud alelıtlak münker değil, belki
keşfen müsbettir!. Lâkin
"Allah`tan başka mevcud yoktur" demekle, "her
mevcut Allah`tır" demek arasında pek büyük fark vardır.. Evvelkisi,
"tevhidi mahz"(sırf tevhid) olabilir; lâkin
ikincisi şirki mahz(sırf şirk)dır... "Allah`tan
başka mevcud yoktur" denildiği zaman, mâsivâya isnad edilen
vücudun hakiki olmayıp, hayâli, vehmi, şuûrda yansıyan bir
emri zıllî olduğu; ve vücudu hakikinin ancak ALLAH`a muhtas
bulunduğu ikrar ve âlemin bizâtihi ve lizatihi vücuduhakikisi
nefyedilmiş olur ki, bu vahdeti vücuddur... Çünkü,
keşfen
sabit olduğu üzere, biz âlem namına ne biliyorsak,
hepsi mahsusatımız, hayâlimiz, suveri zihniye ve intibaatı
ruhiyemizden (ruhen
hissedişimiz) ibarettir... Bunları ayan tasavvur
etmemiz, ve bil`izafe hak diyebilmemiz, Zatında Vahidi Ekmel olan
Hak mefhumunun ezelen ve ebeden tahakkukunu tasdik sayesinde mümkün
olabilir ki, bunu fatihada izah etmiştik... Binâenaleyh,
"vahdeti vücud" tevhidi vücudisi, eşhabı âlemin zılli,
ve hayâli olduğunu görmek, ve onları silip maverasındaki Hakkı
Vahidin vücuduna iman eylemek ile mümkün olur!."
(c:1, s:576) Evet,
mârifete erer, gerçeği farkedersen; "ALLAH"'ın varlığı
ile mevcut ve kâim bir varlık olduğuna iman edersin;
ki bundan sonra da artık sende "bireysel benlik, kendini
bir birim olarak kabul etme" kavramlarının olmaması
gerekir. Ama
gene de bu birimsellik kavramı sende olur mu, olur!... Niye
olur?.. "ALLAH"
öyle dilediği için olur!. Çünkü
onun dilediğine ve yaptığı işlere karışacak onun dışında
ikinci bir varlık söz konusu değildir. Bu
husuta akla gelen bazı ayet mealleri var: "ALLAH"
dilediğini halk eder." "Yahluku
ma yeşa" "ALLAH"
dilediğini yapar." "Yef`alü
ma yürid." "Ona
yaptığından sual sorulmaz."
(21-23) Şimdi
burada bir ince nokta daha var... "ALLAH"a yaptığından
sual sorulamaz; demiyor!. Yani, sorulabilir ama sorulmaz,
sorabilirsiniz ama sormayın gibisine değil... Yaptığından
sual sorulmaz, yani sual sorulması imkan dışıdır, olanaksızdır!.
Niye olanaksızdır?.. Çünkü
"ALLAH" dışında ikinci bir varlık yoktur ki,
sual sorsun!. Dolayısıyle "ALLAH"'a yaptığından
sual sorulmaz!. Gelelim
ikinci iman edilecek hususa:
* * * |