|
||||||||||||
Hangi eğitim ve kültür düzeyinde olursanız olun, kendinizi ne tür şartlanmalarla bloke etmiş olursanız olun, kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçek vardır ki, o da insanların büyük çoğunluğunun kabul ettiği ve değişik isimler ile andığı, insanın yanısıra dünyamızda mevcut olup, her an algılanamayan bir takım varlıklar mevcuttur. "Cin" kelimesini duyduğumuzda genelde birçok kişi "hadi canım!", "olur mu öyle şey!" gibi sözlerle hemen inkar ediverirdi. Oysa, tesbitlerimiz gösterdi ki, kendilerini "uzaylılar" veya "uçan daireler" olarak tanıtan varlıklar aslında dünyanın birçok yerinde çok eskiden beri gözlenen "cinlerden" başkası değildir. Bir önceki yazımızda, kendilerini UFO veya "uzaylı" diye tanıtan varlıkların zannedildiği gibi yeni bir fenomen olmadığını, "yeni bir şekle bürünmüş eski bir fenomen olduklarını" bu konuyla ilgili eserler vermiş Batılı araştırmacıların ağzından açıklamıştık. Ve yine, Ortaçağda yazılmış eserlerde yeralan "elves and gnomes" denen "cinler ve perilerle" veya Anadolu'da yazılmış kaynaklarda geçen "cinler, hayaletlerle" veya Şamanların, Avrupalıların efsanelerinde geçen "dragon kafalı yüzen gemiler olarak görünen cinlerle" aynı özellikleri taşıdıklarını belirtmiş ve değişen tek şeyin, sadece göründükleri zamana ve kültüre uygun yeni bir şekle girmiş olmaları konusunu açıklamıştık. Eskiden hayalet, peri gibi çeşitli görüntülerle insanları oyalayan cinler, şimdiki kompüter nesline de uzay gemileri olarak görünmekte ve kendilerini uzaylı olarak tanıtmaktadırlar. Oysa, mantıki ve bilimsel gerçekler ortaya koyuyor ki, ne evrenin başka bir yerinden gelmeleri sözkonusudur, ne uzay gemilerine sahip olmaları, ne de insanlığa yeni bir teknoloji sunmaları! Sadece, dünyamızda bizlerle beraber, içice, ancak farklı bir boyutsal katmanda yaşayan ışınsal yapılı varlıkların insanlık tarihinden beri çeşitli ortam ve zamanlarda görülmesi ve inanan saf insanları hükümleri altına almalarıdır, olay. Şimdi incelememize kaldığımız yerden devam edelim… Önce birkaç önemli noktayı vurgulamalıyız. Birincisi, kendilerini "uzaylılar" veya "UFO'lar" diye tanıtan varlıklar gerçekte isimlendirildikleri gibi "fiziksel nesneler" değillerdir. Yani UFO (Unidentified Flying Objects) ismindeki gibi "Tanınmayan Uçan OBJELER" değillerdir. Çünkü fiziksel nesne özellikleri taşımıyorlar. Görenlerin anlattıklarına göre, büyüklükleri değişebiliyor, birden bire gözden kayboluyorlar, yok olup gidiyorlar, hiç yoktan ortaya çıkıyorlar veya renk değiştiriyorlar ve hatta durmadan şekil değiştiriyorlar. Kısacası yaptıkları hareketler, fiziksel bir nesneden beklenen şeyler değil, daha çok holografik projeksiyonları andırıyorlar. Ayrıca, yarım yüzyıldan beri bu son şekilleriyle gözlemlenmelerine rağmen, yeryüzünde olmayan herhangi bir nesne veya teknolojiyi dünyaya bırakabilmiş değiller. İkincisi, elimizde onlardan ulaşmış fiziksel bir veri olmadığına göre, bu konunun bilim adamı veya uzmanı sözkonusu olamaz. Ufolog, Uçan Daire Uzmanı gibi ibareler, sadece bu konuya ilgi duyan, heyecanlı insanların kendi yakıştırmalarıdır. Ayrıca, bunlarla karşılaşan insanlarının gözlemlerinin rapor edildiği çok sayıda dosya dışında, uzaylı diye tanınan bu varlıklardan edinilmiş ne bir nesne, ne bir fiziksel veri, ne de bunların incelendiği bir laboratuar dünyanın hiçbir yerinde mevcut değildir. Günümüzde "Uzaylı" diye tanınan, geçmişteki adıyla "cinlerin" yapısını anlayabilmek için, önce evrenimizin yapısını bilmek zorundayız… Daha önceki yazılarımızdan hatırlanacağı üzere, evren, gerçekte sayısız katmanlardan meydana gelmiş kuantum orijinli bir yapıdır ki, algılama araçlarımız dolayısıyla şu anda bizim içinde bulunduğumuz katman bunlardan sadece birisidir. Bizim duyu araçlarımızla tespit edebildiğimiz ışınsal katmanın yani fiziksel evrenimiz olarak tespit ettiğimiz dalga boylarının dışında sayısız dalgaboyları, sayısız makro veya mikro yapılı titreşimler ve bunların oluşturduğu sayısız katmanlar mevcuttur. Her bir katman kendi algılayıcısına göre bir yaşam ortamıdır ve her katmanın kendi yaşayanları vardır. Bizim yaşadığımız evrenimiz bunlardan sadece birisidir. Aynı gerçek, geçmişte mistik eserlerde, insanın beş duyusu vasıtasıyla algıladığı "bu alemin" dışında, daha başka sayısız "alemler" olduğu ve her bir alemin de kendi yaşayanları olduğu şeklinde açıklanmıştır. Ülkemizin Doğu ve Batı arasında köprü teşkil eden konumu dolayısıyla, Doğulu bilginlerin dini, mistik kaynaklarını ve Batı dünyasının fiziksel araştırmalara dayalı bulgularını birarada bulma imkanına sahibiz. Bu imkan bizi, belki dünyanın başka bir yerinde mümkün olmayan keşiflere götürmektedir. İşte bu satırlarla, böylesi bir gerçeği bilimsel bir dergiden ilk kez dünyaya duyuruyoruz. Yaklaşık yarım yüzyıldan beri çeşitli çevrelerde gözlenen ve özellikle Batı dünyasını meşgul eden, ne olduğu araştırılan "uzaylılar," diğer tabiriyle UFO diye bilinen varlıklar, yüzyıllardan beri özellikle Doğuda bilinen "cinlerin" kendilerini çağımız insanının eğilimlerine göre yeni bir şekilde sunmalarından başka birşey değildir... Tabi olduğumuz evrensel sistemi açıklayan kitabımız Kur'an, cinlerin yapılarını tanımlarken "semum" ve "maaric" kelimelerini vurgular. Gözeneklerden geçebilen, zehirleyici etkiye sahip ve dumansız ateş anlamlarına gelen bu kelimelerin bugünkü karşılığını "ışınsal, dalga titreşim" veya "radyasyon" şeklinde anlayabiliriz. "Cinler" veya "uzaylı" diye bilinen varlıklar, tıpkı "x-Ray" veya "Gamma ışınları" gibi, benzer bir ışınsal dalga titreşimden oluşmuş, insanın çıplak gözle algılama kapasitesinin dışında kalan, farklı bir boyutsal katmanın yaşayanlarıdır. İnsanlarla iletişimleri, beyne gönderdikleri bu türden titreşimler vasıtasıyla olmaktadır. Bu tür titreşimlere hassas olan beyinler, benzer bir etki aldıklarında, o etkiye karşılık gelen bir varlığı gözlemlemekte veya o varlıktan kendi içlerine bazı bilgilerin doğmakta olduğunu kabul etmektedirler... Kendilerini "uzaylı" diye tanıtan "cinlerin" ne tür bir amaca hizmet ettikleri konusuna gelince... Bu konuda eserler veren Batılı araştırmacıların bulguları ülkemizde yazılmış, "RUH-İNSAN-CİN" isimli eserini kaynak aldığımız Araştırmacı-Yazar Ahmed Hulûsi'nin "uzaylılar" konusundaki açıklamalarını desteklemektedir. Amerikalı iki havacı subay N.Pachew ve T. Blann, sadece gerçeğin ortaya çıkması için yazdıklarını belirttikleri ve yakın zamanda yayınlanan eserlerinde, dünya dışı yaratıklar olarak görünen varlıkların, aslında, insanları aldatmakta olan ve inançlarını zayıflatmaya çalışan eskiden beri şeytan diye isimlendirilen varlıklar olduğunu belirtmektedirler. Gerçekten dini kaynaklarda da şeytanlık özelliğinin son derece zekice davranabilen cinlere ait olduğu ifade edilir. Kur'an'da "şeytan diye tanımlanan varlığın, cin olduğu açıkça belirtilmiştir." Uzaylılarla iletişimde olduğunu bildiren kişilerin yayınladıkları eserler tetkik edildiğinde görülmektedir ki, "cinler" yerleşik inançları zayıflatmak için kendilerini insanlığın yeni ve gerçek kurtarıcısı yerine koymaktadırlar. En büyük arzuları ise insanları hükümleri altına almaktır. İletişime geçmek için genellikle insanların dinsel eğilimlerine göre davranmakta ve inanç biçimlerini etkilemektedirler. Bunun için inanan kimselere kendilerini geçmişte yaşamış büyük zatların ruhları olarak tanıtmakta, onların adına "Altın Çağ Bilgi Kitapları" yazdırmakta, reenkarnasyon vaatlerine inandırmakta, Yüce ruh, Ana Rab, Işık boyutu gibi kavramlarla gökteki, başka bir galaksideki bir tanrıdan mesaj getirdiklerini iddia etmekte, kendilerinin insanlığın kurtarıcısı olduklarını empoze ederek süper şeytanlık örnekleri vermektedirler. Açıkçası, İslam'ın bildirdiği "ALLAH" kavramından habersiz olan saf insanları göklerde oturan bir tanrı ile bağlantıda olduklarına ikna edip, insanları dini konularda bilgilendirme görevini üstlendiklerine inandırmaya çalışmaktadırlar. Görünen o ki, kurtuluşa ermek, yabancılarla kozmik organizasyona geçebilmek, uzaya açılmak gibi olmadık hayallerle insanları peşlerinden sürüklemekten başka hiç bir kabiliyetleri olmayan bu varlıklara, orijinal dini bilgilerden yoksun, araştırmadan yoksun birçok saf kimse herkesten farklı oldukları ve olağanüstü bir maceraya girdikleri edasıyla kolaylıkla kanmakta ve onlardan yardım bekleyerek yaşamlarını tüketmektedirler. Şeytanın, yani cinlerin yüzyıllardan beri yaptıkları yegane iş bundan ibarettir: Saf, bilgisiz, araştırmadan yoksun insanları, "ALLAH" ismiyle bildirilen varlığı anlamaktan uzak tutmak için egolarını okşayarak oyalamak ve hatta her birinin bir tanrı olduğu hayaliyle saf insanları kandırıp kendilerine bağlamak; böylece fizik bedenle sona erecek yaşamın ardından geçilecek ruh boyutu yaşamda onlara üstünlük elde edebilmek... İster "uzaylı" ister "UFO" veya başka birşey densin, "cinlerin" etkisinde kalmış beyinlerin, ortaya koyduğu davranışlarında en göze çarpan özellikleri şunlardır:
Bir şeyin cin kaynaklı olup-olmadığını anlamanın ve cinlerden korunmanın en etkili duası Kuran'da verilen şu ayetlerdir… (Günde bunların 40 ile 100 kez zikredilmesi, tüm cin kaynaklı sorunlara karşı, beynin ürettiği dalgalarla kişinin çevresinde ışınsal bir korunma alanı oluşturur):
17.05.1995, İstanbul
:: Karşılıksız Paylaşın © 2002 - Ahmed Baki'nin Tasavvuf ve Bilim Sayfası @ www.ahmedbaki.com :: |
||||||||||||