|
|
||
|
||
|
Her Kızanın Kızdığı Kendisidir ~ 120 ~ Kızgındır cehennem ateşi, yakar insanı!.. Ve “kızgınlık,” cehennem ateşindendir! Beyin, idrakinin ve kapsamının yetersiz kaldığı bir durumla karşı karşıya geldiğinde, içine düştüğü durumdan çıkabilmek için her zamankinden yüksek performansla çalışma gayreti içerisine girer ve yüksek dozda enerji üretir! Bu enerji beynin uzantıları olan sinir hücreleriyle tüm vücuda yayılır! Ne var ki, öylesi bir yükü kaldırmakta zorlanan nöronlar ve uzantıları olan sinirlerden bazıları zarar görür, kimi âdeta yüksek voltaj elektriğe maruz kalmış gibi olur! O sırada, beynin düşünsel faaliyetleri bloke olur, kişinin aklı başından alınır! Sinirlerin kontrolü adamakıllı ele aldığı kişiye onun için “sinirlenmiş” denir ve başlar “kızmaya!” Oysa kızdıran, içerden başlamış olan yanmadır! Dışa vurumu farklı şekillerde olsa da, her kızanın gerçekte kızdığı “kendi idraksizliğidir!” Yakan, izlediği yolun kaybettirdiklerini görmesi ve geçmişin telafisi olamayacağını farketmesidir! Kızgınlığın gerisinde, beklentilerden kurtulamamak yatar! Şartlanmalar, beklentileri ve sonuçta duyguları doğurur! Karşılaşacaklarının, beklentilerine göre gerçekleşeceğini zannederek yaşayan kişi, günü gelip de beklediğini bulamayınca, başlar yanmaya! Yanınca, yakan ateşin verdiği kızgınlık, kişinin haline uygun bir tarzda dışa vurur! Oysa, gerçekte kişiyi yakan, kızdıran, olup biten şey değil, içine düşmüş olduğu ve nihayet farkettiği “kendi idraksizliğidir!” Farkedemedikleri sebebiyle yitirdiklerinin artık ele geçmeyeceğini görmesi ve bu sonuçla yüzleşeceğini idrak edememiş olmasıdır! Çünkü, bireysel yargılarından doğan “beklentileri” sebebiyle idraki ve görüşü kapanmış, olayların ne şekilde gelişeceğini görememiş veya elde etmeyi umduğu sonuca göre yön verememiştir davranış ve düşüncelerine, o ana kadar... O an ise, halinin sonucuyla karşı karşıya, eksiği ve hatasıyla yüz yüze gelmiştir! Kur’an-ı Kerim’in hükmüne göre, sistemde, bir sineğin kanat çırpışı kadar dahi yersiz bir şey yoktur! Bu demektir ki, yersiz diye gördüğün ne varsa, orada gerçekte görünen o şeyin yersizliği değil, senin kendi görüşünün yetersizliği, “kör” noktasıdır. Beyin, ruhtan aldığı “nuranî” güçle, varoluş gayesi olan Hakk’ı ve Hakikati, bir başka ifadeyle “evrensel bilinci ve sistemini,” dünya boyutunda seyredebilmek gayesiyle varolmuş aracı bir katmandır! Arada engel olmadan, özündeki, hakikati olan evrensel bilincin gözüyle, her yerde, her an “Mürid” olan “Allah”ın tasarrufunu, onun dileğinin gerçekleşmekte olduğunu, onun muradının yaşandığını seyredebilmek için vardır! Eğer bu gayeyi yerine getirmesine bir bedensel mani ile karşılaşırsa, “acı” ve “azap” dediğimiz hissediş başlar! Eğer bu seyrine bir zihinsel mani ile karşılaşırsa, o vakit beyin, bu asli işlevinden alıkonulduğu(?!) için, “yanma” başlar... Ki gerçekte yanma, maddi değil manevidir ve şu anki “ruh” boyutumuzda –güneş platformundaki asıl bedenimiz olan “ışınsal holografik bedenimizde”– gerçekleşir! Bu yanmanın sonucunda, kişi başlar kızmaya, ve beraberinde karşısındakini suçlamaya, kınamaya, kırmaya, vs, vs... “Kızgınlık” şeklinde alevlenen ateş, kişiyi yakar, yakar, yakar... Ta ki, o kişi gerçeğin sisteminin, şartlanmalarıyla oluşmuş beklentisi gibi değil, “Allah ismiyle işaret edilenin murad ettiği” gibi olduğunu kabul edene kadar... Velev ki bu idrakinin önündeki engeller yanıp yok ola, bu idrak ile bütünleşe ve o zaman o konuda yanması da bite! İşte o zaman artık “kızmaz” olur, ateşin “kızgınlığı” kalmaz! Basiretin önündeki perdelerden arınılmadığı sürece, kişinin idraksizliği varolmaya devam eder ve dolayısıyla kızgınlıkları son bulmaz! Ateş, bir yönüyle rahmettir, bilinçteki perdeyi yakıp yok eder, idraki açar! Kızgınlık, doğru değerlendirilirse, kişiye eksiklerini işaret eden bir eğitici gibidir. Mantık, çevresel değer yargılarına göre oluşmuş akıl yürütme faaliyetidir! Hakikat mantıkla sınırlı olamaz! Onun için, mantıkla değil, “iman”la son bulur yanma! İmandan mahrum olanlar, yanmadan asla kurtulmazlar! Kim “varolan her şey, bir tek Allah’ındır; Allah ne dilerse, o olur” diyebilirse inanarak, orada yanması biter; ateşi de, kızgınlığı da kalmaz! İnansın ve inanmasın, herkes gerçeğin bu olduğunu er veya geç itiraf edecektir! Dünya yaşamında gönül rızasıyla bu itirafı ve gereğini yaşamaya yanaşmayanlar, ruh boyutunda bunu kabul ve itiraf edene kadar kıyasa gelmez hararetteki bir kızgınlık içersine düşüp yanmak zorunda kalacaklardır. Allah, bizleri basiret ve idrak yetersizliğinden kurtarsın! 30.12.2002 |
||