|
~ Neyin Bayramı
~
Kurban, ilkel
insanlardan beri gelen bir uygulama; “tanrı”dan gelebilecek gazaba karşı korku
ve endişelerini gidermek için uygulamışlar... Hazreti İbrahim aleyhisselâm,
bunun kişinin kendine dönük mücahede yanını göstermiş... Hazreti Rasûlullah
aleyhisselâm, devam eden uygulamayı, tanrıya karşı borç ödeme anlayışından
çıkartarak “insan”a dönük yanıyla hac içerisinde seçenek olarak
bırakmış...
Tanrıya borç ödemenin veya bir beslenme olayının kutlaması
değil söz konsu olan; kimse kimseyi et yediği veya dağıttığı için veya tanrıya
borcunu ödediği için kutlamıyor! Hacdaki arınmanın şükrü olarak aç
insanları doyurmak amacıyla haccını yapanlar için bir vecibe, yerine getirilen...
İbadet olan kurban değil, şükür ile varlığından “verme”
düşüncesi ve fiilini yaşayabilmektir. İbrahim aleyhisselâm buna işaret
etmiştir, önce onu anlamak gerekir.
Hazreti Rasûlullah’ın önerilerini anlayabilmesi için de
kişinin önce tanrıyı terkedip, “ALLAH” ismiyle işaret edileni ve “sistemini”
anlamaya yönelmiş olması lazım.
Tanrıya karşı birşey yapmakla tanrı
uğruna birşey yapmanın esasında farkı yoktur. Mühim olan tanrı
kavramından sıyrılmayı başararak düşünebilmek ve değerlendirebilmektir. Ayet,
akıttığınız kanlar Allah'a ulaşmaz diyor... Şuurunuza, takvanıza bakar demiyor
mu? O halde, “kurban” nasıl bir ibadet veya olur?
Ondört yüzyıl öncenin koşullarını düşünelim, bugünün geri
kalmış kırsal yaşamıyla benzeştirerek... Hayvan kesmek, o günki insanların
yaptıkları büyük bir fedakârlık... Tıpkı bugün kırsalda birinin elindeki en
kıymetli varlığı olarak gördüğü örneğin besili bir danasını çevresindekilere
ikram etmesi gibi... Büyük bir fedakârlık... İşte o günde varlık sahiplerine
böyle bir fedakârlık ve “paylaşım”, önerilen... Çünkü, o günün koşullarında
insanların sahip oldukları en değerli mallarının neler olduğunu düşündüğümüzde
görürüz ki, önemli sayılabilecek bu fedakârlığı yapabilmenin yolu kurbandı...
Olayın gözümüz önündeki bu yanı görülemediğinden, din
deyince hâlâ dogmaların dürtüsüyle hareket ediyoruz: Bugünün yaşadığımız
koşullarında kuzu kesmek gibi dahi bir ikramı olmayan insanlar olduğumuz
halde, elimizdeki kıymetli şeyin ne olduğunu ve neyimizi “paylaşırsak”
makbul olacağını göremeyip, taklide başvurarak, hâlâ kuzu kesmeyi ve adını da
ibadet koymayı sürdürüyoruz, tanrıyla her sene oynanan bir oyun gibi...
Öğrendiklerimizi konuşma balonu gibi üstümüzde taşıyıp, aşağıda
şartlanmalarımızı incitmeden sürdürmeyi her yıl yeniden seçerek...
Elindekini paylaşmak Kur’an’ın insanlara bir emridir.
Bugünki açlığın ne olduğunu bilebilenler için, Kur’an’ın öncelikli emri “ilim”
paylaşmak insanlığın en öncelikli gereğidir. Yediği gıdayla kişi gününü, ama
alabildiği “ilimle” ebedi geleceğini kurtarabilme imkânına ulaşır.
Kurban
tanrıya kesilir! Paylaşmak insana hastır! Hazreti Muhammed aleyhisselâm bir
peygamber değil, “tanrı yoktur” hükmüyle gelen Rasûl ve Nebi’dir. Önerdiği her
şey ise İNSAN İÇİN!. Tanrı için değil!.
Ahmed Bâki
21 Ocak
2005
|