|
||
|
Maneviyat Ehlinin Önderi Onun için maneviyat ehlinin gerçekte tek bir önderi vardır: "ALLAH" ismiyle hakikati bize bildiren Allah Rasûlü! İnsanlığını yaşamak üzere varolmuş birimler, Allah Rasûlü'nün açıkladığı hakikati ve o hakikate dayalı olarak işleyen yaşam sistemini öğrenmiş, anlamış, elinden geldiğince hazmetmiş ve yaşamını bu hakikat ışığında değerlendirmiş maneviyat ehlinin öğretisinden ve eserlerinden faydalanır, onları ilim hazineleri olarak değerlendirir ve hiç bir karşılık gözetmeden bu ilmin kendilerine ulaşmasına vesile oldukları için onlara derin bir şükran hissederler... Çünkü onlar, ötedeki tanrının adamlığı veya onun dininin adamlığı gibi hayali ünvanlarla, tanrının emirleri zannetikleri hükümleri yorumlayarak toplumlara ayrılık, kavga ve nankörlük aşılamamış; bilâkis, beşeriyetten arınma yolunda manevi ibadetlerle gerekli çalışmaları yapmak suretiyle, özlerindeki ALLAH'ı bilerek, ALLAH SİSTEMİ'nin anlaşılması ve gereğinin yaşanması yolunda, Kur'an-ı Kerim ile Allah Rasûlü'nün sünneti ve hadisleri ışığında çevrelerindeki insanlara karşılık beklemeden "ilim", "irfan" ve "sevgi" dağıtmış; birliği, bütünlüğü, şükrü, vericiliği, hizmeti, kısaca insanlığı paylaşmışlardır... Ne çare ki insansıların onların değerini anlaması ve onlara şükran hissetmesi güçtür! ALLAH'ı BİLME'nin yaşamda öncelik ifade edebilmesi için bilincin gerekli evrelerden geçerek belirli bir düzeye erişmiş olması, tanrı inancı üzerine kurulmuş ilkel yaşam anlayışından kurtulmuş olması ve sonuçta içinde yaşadığı YAŞAM SİSTEMİ'ni çözüp, anlamayı talebediyor olması gerekir... Bu anlamdaki evrimin yaşanmadığı insansı yapılar henüz beş duyu ile algılananın ötesine yönelip te, kendilerindeki yeni özellikleri farketmeye talip olmazlar, yukarıda saydığımız konular onları ilgilendirmez... İnsan ve insansıyı birbirinden ayıran özellikleri gelecek sayfalarda açıklayacağız inşallah... ALLAH'ı BİLME ve hakikatine YÖNELMENİN amaç haline gelebilmesi, insan bilincinin belirli bir gelişme sürecini tamamlamış olmasıyla yaşanabilecek bir haldir. Beş duyu ile yetinen ve yaşamı beş duyu verileri üzerine kurmaktan öte birşey bilmeyen, maneviyattan nasipsiz "insansı"nın özüne ve kendi hakikatinin sınırsızlığına yönelebilmesi imkânsızdır! Yaşam Sistemini çözüp, OKUmayı ve bu sistemde karşılaşacaklarından korunmayı talebedenlerin ilk özelliği, Kur'an-ı Kerim'de açıklandığı üzere, beş duyu ile yetinmeyip, beş duyu ötesinin ve kendilerindeki sınırsızlığın bilincinde olmalarıdır... Zahirden başka birşey tanımayan, daha henüz beş duyu dünyasındaki tutsaklığını farkedememiş, maneviyatın ne demek olduğundan habersiz mukallitin, tamamen insanın manevi bir varlık olduğunu ve o manevi özelliklerini yaşamasıyla ilgili hükümleri ortaya koyan DİN'den anladığı, dünyalıktan başka ne olabilir? Zahir ehli "insansı", maneviyat ehli "insanı" ne kadar doğru değerlendirebilir? Maneviyat ehlini değerlendiremezken, Hazreti Rasûlullah'ı, O'nun getirdiğini, asla kendi hevasından söz etmeyen O'nun sözlerini ve Kur'an'ı ne derece doğru anlayabilir ve ne ölçüde doğru yorumlayabilir?... Camdan kavanozu yalamakla içindeki balın tadına varılmaz! Kavanoz yalamaktan öteye geçememiş olanın baldan anladığı da camın tadından öteye geçmez... Düşünme ve muhakeme yeteneğini kaybetmiş mukallitler, kavanozdan bahisle, balı tadmanın farkını farkedemez, kendilerine empoze edilene kolayca şartlanırlar. Oysa bir kez balı tadan bilir ki, camdan balın şekli görünür ama, camın tadının, balın tadıyla uzaktan yakından alâkası yoktur... * * * |