|
||
|
Bilincin Cenneti Evrenin göremediğimiz öz yapısı sınırsız bir "imkânlar okyanusu"dur. Bilimsel ifadesiyle, evren atomaltı boyutta henüz hiçbirşeyin bir şekle girmediği, herşeyin sınırsız olasılıklar halinde olduğu sonsuz bir frekans okyanusudur... Bizim yaşadığımız boyutta ortaya çıkan olaylar ise, bu sınırsız imkânlar okyanusundan, ortaya çıkması dilenenlerdir sadece... Herşey, kendi özünden gelen güç ve bilinçle bir dileme olarak, yani evrensel bilincin bir dilemesi olarak zahire çıkar! Ama ortaya çıkmayanlar yanında, ortaya çıkanlar adeta bir hiçtir. İnsanın varlığından ortaya çıkan herşey de bu sınırsız enerji ve bilinç okyanusundan alır varlığını. Dolayısıyla kendi aslı ve orjini, varedeni olarak özündeki sınırsızlığı kabul edebilme "melekesi" ortaya çıktığı anda, --yani herşeyin ÖZÜ ve varedicisi olarak ALLAH'ın BİLİNCİNE vardığı, ALLAH'a İMANI yaşadığı, hissettiği anda-- kişi o güçlere açık hale gelmiştir ve bu durumda sıkıntı son bulur ve sıkıntı veren hâl ortadan kalkar! ALLAH'a İMAN'ı yaşayan bilincin gözünde tüm sınırılılıklar, kayıtlanmalar, ayrılıklar kaybolur. Oysa azap, sınırlılıktan doğar, şartlanmalarla, yargılamalarla, yorumlarla, bedensel özelliklerle sınırlanmaktan ve herşeyden ayrılıktan doğar! Sınırlı düşünmekten kurtulduğunda hangi düşünsel "melekeyi" hissederse, tasavvur ederse, o meleke bir güç olarak zahir olur ve bilinç kendindeki o gücün getirisini yaşar.. Bu husus, kişinin dünyadaki çalışmalarının karşılığında ölümötesinde karşılaşacağı sıkıntılardan kendisini kurtaracak "melekler" şeklinde açıklanmıştır dini eserlerde. Melekler konusunu ve maneviyat ehlinin eserlerini bir de bu gözle incelemenizi tavsiye ederim... ALLAH'ın BİLİNCİNDE OLAN kişinin Cehennemden --yani yanmadan-- kurtulunca ulaşacağı boyut, ALLAH'a ait özellikleri kendi hakikati olarak yaşayıp, o özellikleri kendinden ortaya koyduğunu seyredeceği, "cennet" diye isimlendirilmiş meleki yaşam boyuttur. "Cennet", dünyada manevi diye tanımladığımız, düşünsel-bilince ait özelliklerin yaşam ortamıdır, orada zaman ve mekân kavramları bildiğimiz dünya şartlarıyla sınırlı değildir. Herşeyin dünya değerlerine göre adeta "daima" ve "heryerde" algılandığı boyuttur. Kişinin yaşama bakışını ve içinde bulunduğu boyutu değiştirecek olan tek şey, işte yukarda açıkladığımız şekilde, bilemediği sayısız özellikleri ve güçleri kendinde bulunduran öz varlığına, madde olmayan manevi güçlerine iman sahibi olması, yani "gaybına iman" etmesidir! Bir diğer ifadeyle, orjinini ALLAH ismiyle işaret edilenden alan bilemediği sınırsız özelliklerin ve güçlerin kendinde mevcudiyetinin bilincinde olarak yaşamasıdır... DİN'in konusu bundan başka birşey değildir. DİN insana temel olarak iki gerçeği açıklar ve yaşamını o gerçeklere göre düzenlemesini önerir. Birincisi, herşeyin varedeni olarak TEK'in kabul edilmesi; diğeri de "ölüm" denen olayla birlikte insan yaşamının sona ermeyeceği, fiziksel bedenin terkinden sonra yaşamın yeni bir boyutta ruh denen bedenle devam edeceği gerçeğidir. Bunun dışında DİN adına tartışılan ve yapılan şeyler anlayışı kıtlığın göstergeleridir... Çünkü insan denen varlık, kendini dünyada tanıdığı etten-kemikten ibaret bir beden ve bedene ait özelliklerle sınırlı bir birim değil, orjinini evreni var eden kozmik enerji ve kozmik bilinçten alan, sayısız özelliklere ve mânâlara sahip bir enerji ve bilinç yapıdır... Yani, Özündeki Allah ilminin ve kudretinin gereğini yerine koymak suretiyle "halife" olarak varolmuş birimdir. * * * |