|
Hazreti
MUHAMMED'in Açıkladığı ALLAH - Ahmed Hulûsi |
|
|
|
SONSUZ-SINIRSIZ TEK’TE
“ÇOKLUK” NEREDEN MEYDANA GELDİ
|
 |
|
Algılamakta
olduğumuz sayısız çokluktaki varlıklar nasıl meydana geldi?
Varlık orijini itibariyle o sonsuz-sınırsız
Tek’te, ilminde
mevcut! Öyleyse çokluk nasıl meydana geldi?
Bu “hayâl” adını verdiğimiz “varsayımlar ortamı
ve varsayılan varlıklar” nasıl meydana geldi?
Bunu son derece basite ve herkesin anlayabileceği bir hâle
getirebilmek için misâl vereyim… Bu misâl “Allah” adıyla işaret edilene
uygulanmaz elbette; ama, konuya yaklaşım sağlayabilmek için böyle bir misâl
veriyorum...
Kafanızda düşünün; ister şimdi, ister gece yatağa girdiğinizde
düşünün...
Bir dünya düşünün, o dünyanın üzerinde bir tane zengin, bir
tane fakir; bir tane güzel, bir tane çirkin; bir tane yakışıklı, bir tane
yakışıksız sanal insanlar yaratın kafanızda; onlara, kendi kapasitenize göre belli
özellikler bahşedin!. Sonra, bunları birbiriyle kapıştırın...
Peki o kafanızda yarattığınız dünya ve üzerindeki insanlar,
kendi başlarına müstakil bir varlığa sahip midirler? Hayır!
Varlıklarını nereden alıyorlar?... Sizden alıyorlar; siz kendiniz
onları kafanızda yarattınız!
Peki, onlardaki bu özellikler, görülen-algılanan bu özellikler
kime aittir?.. Size aittir! Siz onları da, onlardaki bu özellikleri meydana getirdiniz!
Peki, onlardaki bu özelliklere bakarak, ben,
“Onları meydana
getiren sen bu özelliklerden ibaretsin” diyebilir miyim?... Hayır!..
Sen, onlarda bu özellikleri meydana getirdiğin gibi; bir
başkalarında da bunlarla hiç alakası olmayan başka özellikler meydana getirirsin...
Hem düşün ki, onların varlığı sana aittir; senin varlığın
dışında onların hiç bir varlığı yoktur; onlardaki bütün özelikler sana aittir!
O özellikleri de sen meydana getirmişindir!... Onların kendi başlarına varlıkları
olmadığı gibi, senden bağımsız özellikleri de yoktur!
Buna karşın, onlara ve onların bu özelliklerine bakarak, seni de
kayıtlayamam; “Sen bu özelliklerle varsın”da diyemem. “Sen bu
özelliklerden ibaretsin” de diyemem.
İşte, âlemin varoluşunu, kâinatın ve içindeki “çok”ların
özelliklerini bu şekilde anlamağa çalışalım...
“Allah” adıyla işaret edilip, “sonsuz-sınırsız ilim ve
kudret sahibi” olarak tanıtılan mutlak varlık, kendi ilminde -nasıl ben sana
diyorum ki kendi şuurunda yarat- yaratmış olduğu sayısız özelliklerle bu çokluk
âleminin sayısız varlıklarını meydana getirmiştir!.
Bizler, “Allah” adıyla işaret edilenin ilminde yaratılmış
tek tek’leriz!
Bizim bütün varlığımız , bütün özelliklerimiz, her
şeyimiz “Allah”a aittir; ama buna karşın, “Allah” adıyla işaret
edilen, bizim varlığımızdaki bu özelliklerle kayıtlanmaktan, tarif ve tasnif
edilmekten münezzehtir, beridir, ötedir!
Eğer bu misâl ile size istediklerimi anlatabildiysem şunu
kavrayacak, şuraya geleceksiniz; “Biz Allah indinde bir HİÇ’iz”!
Resim, ressamı ne kadar ihatâ eder? Ressam bir an düşünür, ”şöyle
bir resim yapacağım” der… Oturup birkaç saat çalışır veya bir kaç gün
çalışır bir resim ortaya çıkarır. Ortaya çıkan resim, aslında ressamın bir
anlık düşüncesinin eseridir. Ressamın çok kısa süreli bir tasavvurunun,
şekillendirmesinin bir eseridir o resim!.
O resim ressamı ne kadar anlatır, yansıtır?
Bütün bu varolmuş olan kâinat; ilk insanlar değil, tüm
insanların üzerinde yaşamakta olduğu dünya ve dünyada varolmuş canlılar değil;
bütün güneş sistemi değil; güneş sisteminin içinde bir zerre olduğu 400 milyar
yıldızdan oluşan galaksi değil; milyarlarla galaksiden varolduğunu hissettiğimiz
algıladığımız kâinat, ucu-bucağı, başı-sonu olmayan kâinat, esas itibariyle
Allah’ın indindeki bir “AN” lık bir düşüncenin hâsılasıdır!
Tasavvufta, İnsan-ı Kâmil veyahut da “Ruh-u A’zam”-
veyahut da “Akl-ı Evvel”diye hakikat itibariyle anlatılan; bizim
“KÂİNAT” adını verip, o şekilde algıladığımız, sonsuz-sınırsız olarak
değerlendirdiğimiz, tüm yaratılmışlardan oluşan evren, Allah indindeki
“BİR AN’LIK YARATIŞ”dır!
Bu bir anlık yaratışın sonunda, bize sonsuz gelen kâinat olarak
gelen yapı ve içindekilerin hepsi varolmuştur!
Tek bir hücreden bir
insan bedeni nasıl meydana gelmişse, tek bir düşünce anından da evren öylece
meydana gelmiştir!.. Tek hücrede bedenin tüm oluş programı, sistem ve düzeni nasıl
mevcutsa, evrendeki her şeyin oluş planı ve programı da o ilk “AN”da öylece
mevcuttur… Ki KADER de buna denir gerçekte!.
Oysa o bir anlık ilmin ve
düşüncenin eseri olan sonsuz-sınırsız kâinat gibi nîce sayısız kâinatlar dahi
“Allah” indinde mevcuttur!
* * *
Bir misal vermeğe çalışayım; “K” harfini düşünün...
“K” harfi”.. Önce bir uzun çizgi... Bu çizginin,
düşünün ki üstü sonsuz, altı sonsuz...
“K” harfini oluşturan çizgideki bir noktadan açılan bir de
açı var!. Bu açı, bu çizgi üzerinde, bir noktadan çıkar!.
Allah’ın sonsuz ve sınırsız varlığı ve ilmini bu çizgi gibi
düşünsek; bunun bir “AN”ında, bir “NOKTA”dan meydana gelen bu açı!…
“Üçgen” demiyorum, dikkat edin, açı! Zira, üçgen dersem, bir yerde kapanacak,
kâinatın sonu vardır anlamı çıkar; oysa kainatın boyutsal olarak sonu yoktur!
Allah’ın bir AN’lık ilminden varolmuş sonsuz halk edilmişler, halk edilmişlerin
sonu yoktur ve bu, bir “an”dır. Bunun gibi sayısız “an”lardan, “NOKTA”lardan
oluşan sayısız kâinatlar vardır!
Bu sayısız kâinatların her birisi, Allah’ın sonsuz
yaratıcılık ilminin eseridir!
* * *
Bizim bu konuda söyleyebileceğimizi, Kurân açık-net bir
şekilde söylüyor, meleklerin dilinden ;
“Allah’ım. bize izhar etmiş olduğun ilim kadarıyla biz
seni bilebiliriz”.
“Bize izhar ettiğin ilim,şuur- anlayış ne kadarsa biz o
kadarıyla Seni bilebiliriz, Seni bilmemiz asla mümkün değildir”
Allah ilminde, bizim bu kâinat ve bizler ve algıladığımız her
şey, hayalî sûretleriz; ve bunun gibi nîce sayısız sûretler vardır!
Bu sûretlerden âşikâr olan her şey, Allah’ın yaratması ile
meydana gelir.
“Sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır”
âyeti bunu vurgular.
Anlaması bunu zor değil!..
Biraz önce misâlini verdim. Kafanızda yarattığınız o insanları
birbiriyle karşılaştırın
O insanlar birbirleriyle karşılaşıp, birbirlerine çeşitli
davranışlar ortaya koyduğu zaman, onların müstakil - bağımsız varlığı var da
onlar mı bunu koyuyorlar? Yoksa, sizin yaratışınıza göre, onlarda meydana gelen o
özelliklerin sonucu olan o davranışlar mı ortaya koyuluyor?
Elbette ki, ikincisi!
Öyleyse, bizim her birimiz, Allah’ın yarattığı varlıklar
olmamız hasebiyle; her an “O”nun hükmünün âşikâre çıkmasına, “O”nun
dilediği özelliklerin ortaya saçılmasına aracı olan varlıklarız.
Ve bu yaptığımız iş,”Hakiki Kulluk”un tâ
kendisidir!
Ben seni, sen beni ne kadar bilebilirsin? Ben seni kendim kadar
bilebilirim! Sen de beni kendindeki kadarıyla bilebilirsin. Bende, sende hiç olmayan bir
özellik varsa Sen onu hiç bilemezsin. sende, bende hiç olmayan bir özellik varsa, ben
onu bilemem...
Bu kâinatın bünyesinde, bizim algılayamadığımız özelliklerle
var olmuş bir başka kâinat varsa; onu, bu kâinata ait hiç bir varlık bilemez!.
İşte bu noktadan hareket ederek olayı düşünürsek…
“Allah” adıyla işaret edilenin, o “sonsuz varlığı”
dediğimiz varlık dahi, bizde izharı kadarıyla, bu mânâlara “göre sonsuz
sınırsızlık” kavramıdır. Yoksa hakikati itibariyle “Allah” adıyla
işaret edilen, sonsuz-sınırsız kavramından da münezzehtir!.
Ben, anlatma sadedinde “K” diye verdim misali.
“K”daki açının meydana geldiği “NOKTA”nın üzerinde
varolduğu çizgiyi de tek bir çizgi diye anlama!…
Bunu, sınırsız bir plâtform olarak düşün!. Bu sınırsız
platformun, bir noktasından meydana gelen, bir açı olarak algıla!. Bir çizgi olarak
alırsan, nihayet belli açılardır.
Kolay anlaşılsın diye ben böyle söyledim. Esasında bunu
sınırsız bir plâtform düşün, öyle bir geometrik şekil düşün ki sonsuz olsun! o
sonsuzda meydana gelen bir açı diye düşün...
Şimdi, bunun Biraz daha ilerisine gidelim... O noktadan meydana
gelen açının içinde, -o açı, boyutsal olarak sonsuz bir açı-, meydana gelen
sayısız “NOKTA”lardan oluşan sonsuz açılar düşün! O Tek açının içinden
meydana gelen sonsuz açılar, “halk edilmişler”dir işte!.
* * *
|