English Deutsch Français Español Pусский Polski Nederlands Shqip Swahili Azeri Türkçe  
 

AHMED BÂKİ

 
 

Blog / 2006 Haziran

Mehdi'yi dünya tanıyacak diye bir hadis var mı?


26 Haziran 2006 Pazartesi

Ahmed Bâki

(önceki yazının devamı -3)

Konunun sorgulanması gereken bir başka yönü:

Kırklı yaşlarında işlevine başlayacağı hadislerle sabit Mehdi aleyhisselâm, Kâbe'de bir hac sırasında tanınacağı bildirilen ömrünün son yedi - dokuz yılına kadar, farzedelim yetmiş ya da seksen yaşına gelinceye kadar ne yapıyor olacak? İnsanlara hiçbir faydası dokunmadan ıssız bir adada mı bekleyecek?..

Eğer Mehdi, İmam Rabbanî ve Said Nursî'nin vurguladığı gibi Hicrî 1400 - 1410 yılları arasında işlevine başlamış ve halen yeryüzünde yaşamakta ise, yıllardır ne yapıyor? Geçtiğimiz yıllarda görevine başlamadıysa, o zaman "yüzyıl başında gelecek olması" sözü gerçek değil!.. Gelip görevine başladı ise, bu durumda "işlevi" genel yorumcuların anladığı gibi değil!.. O zaman işlevi ne?..

"Mehdi" onun adı mı, yoksa işlevine verilen ad mı? Mehdiyet bir işlev mi, işlevse nasıl bir işlev? Ne zaman başlar, ne zaman biter, ne kadar sürer?

"Nübüvvet" işlevi, Hazreti Muhammed aleyhisselâm ile son bulduğuna göre, "Mehdiyet" işlevini ortaya koyan zatın "risalet" ve "velayet" işlevleriyle bağlantısı ne? Neden "Mehdi Rasûl" denmiş? Rasûl'ün "dillendirdiği" nedir? Mehdiyet, kaynağını nereden alıyor?.. İhda, hangi vasfın sonucu, mehdiyet hangi vasfın eseri?

Bugüne dek sorulmamış sorular


23 Haziran 2006 Cuma

Ahmed Bâki

(önceki yazının devamı - 2)

Nice insan ömrünü nice ulvî beklentilerle(!) geçirdi, ama şu anda ahırette, hepsi sadece kendi elleri ile götürdükleriyle başbaşalar! Beklediklerini belki de hiç bulamadan, göremeden...

Yaşadığımız günün dünyasını anlamaya çalışıp gerçekçi olalım! Mecaz ve benzetmelerle dile getirilenlerin neye işaret ettiğini çözebilmek için günümüz koşullarına göre gerçekçi düşünelim; hayali senaryolar kurmadan!

Bir kısmı "gelmiş olduklarını" düşünürken, Müslümanların büyük çoğunluğu Hazreti İsâ ve Mehdi'nin "gelmesini" bekliyorlar günümüzde...

Ama hemen herkes bir film kahramanının heybetli gelişi gibi mucizevî bir "ortaya çıkış" hayali içerisinde bekliyor, sorgulamadan...

Neden hayalini kurduğumuz bir şekilde "gelmelerini" bekliyoruz? Yaşam böyle mi işliyor?..

Neden bir şekilde ortaya çıkacaklarını bekliyoruz?

Hazreti İsâ ve Mehdi neden asla "gelmeyecek"?


21 Haziran 2006 Çarşamba

Ahmed Bâki

"Dünyanın tek günlük ömrü bile kalmış olsa Allah'ın o günü uzatıp, Allah Rasûlü'nün adını taşıyan birinin çıkacağı, ahlakı yönüyle Rasûlullah'a benzeyeceği ve yeryüzünü adaletle dolduracağı" hadislerle bildirilmiş... Zira, "Deccâl'ın çıkacağı ve İsâ aleyhisselam tarafından öldürüleceği" de...

Hadislerle sabit "çıkacakları"...

Bazıları aynı kişi, bazıları farklı kişiler diye yorumlamışlar...

Ahir zaman alâmetlerinden...

İnanıyoruz! Kimimize göre "gelecekler", kimimize göre "gelmiş olmalılar"!..

Ama şöyle kendimize birkaç dakika ayırıp sakin kafayla düşünelim:

"Gelişlerini" nasıl hayal ediyoruz?

Hakikat açıldıkça örtüsü de yayılır


19 Haziran 2006 Pazartesi

Ahmed Bâki

Her gelişim, paralelinde birçok gelişimi de getiriyor. Göremediğimiz gerçek bu! Tıpkı sulanan bir tarlada yetişen ürünlerin yanısıra istenmeyen yabancı otların da güçlenmesi gibi.

Bir tür oluşum hızlanınca, paralelinde diğerleri de hızlanır. Ancak, o hız her birimi kendi varoluş amacına doğru götürür... Denizden gelen lodosun meyveleri tatlandırırken, kuru dalları kırıp geçmesi gibi...

Semadan (isimler –esma boyutundan) gelen her dalga da, ölçüsüne, varoluş gayesine göre amacına erdirir, açığa çıktığı her birimi.

Hakikat ilmi açıldıkça, örtüsü de beraberinde yayılıyor günümüzde! Hızla!

Bir yanda Allah Rasûlü’nün ilmi; saf, orijin, asıl!

Diğer yanda, farkı farkedemeyenler için “aynı” veya ”sanki benzerleri(!)”!

Sıradışı keşifler: Kozmik ışınlar DNA'yı parçalıyor


13 Haziran 2006 Salı

Ahmed Bâki

Geçtiğimiz günlerde haber sitelerinde kozmik ışınların insan genetiği üzerindeki etkileri konusunda yayınlanan haberlere geçmeden önce hafızalarımızı biraz yoklayalım:

Evrensel Sırlar kitabında Sekizinci günde, Cem'in, çeşitli takımyıldızların yaydıkları ışınların insan beynini nasıl programladığı sorusuna Elf şu cevabı vermişti:

“Cem, henüz beyin bilgisi konusunda çok ilkelsiniz!.. Bunu anlamanız çok güç... Ama gene de elimden geldiğince basite indirgeyerek açıklamaya gayret edeceğim... Sizin eskiler, yani bundan üç-dört bin sene önce yaşayıp bu gerçeği algılayanlar, takımyıldızlardan gelen bu tesirleri ilk defa anlayıp değerlendirebilenler, yaptıkları ön çalışmalar sonucunda onlardan gelen tesirlerin kesinliğini anlayınca, araştırmaya başlamışlar... Böylece de Güneş sisteminizi çevreleyen daireyi 12'ye bölerek, ve hayâli şekle göre isimlendirmek suretiyle 12 burç vardır, demişler...

Esasen çevrenizdeki takımyıldız sayısı bu rakamın üzerindedir ama, onlar diğer takım yıldızlardan gelen tesirleri de bu 12'nin içinde düşündükleri ve değerlendirdikleri için, tesir itibariyle farketmez!..

Lâtin harfleriyle Kur'ân okunamaz mı?


10 Haziran 2006 Cumartesi

Ahmed Bâki

“Dua ve zikir için, Arapça ses kurallarına sıkı sıkıya uymak zorunlu mudur? Arapça zikirleri veya Kur'ân'ı Latin harfleri ile yazılmış şeklinden okuyorsam ve bazı harflerin seslerini tam çıkartamıyorsam, zikirden fayda sağlamam mümkün değil midir?”

Zaman zaman aldığımız bu türden sorulara cevap olarak ve benzer tereddütlerin giderilmesi açısından, web'den de indirerek dinleyebileceğiniz Hazine başlıklı Expo Channel sohbetindeki aşağıdaki açıklama yeterli olacaktır umarız.

“... Birileri çıkıp Kurân, Latince harflerle okunamaz diyerek Arapça harflerle yazılmışı okumasını bilmeyenlere bu yolu kapamakta!.. Taklit ehli olanlar da hemen bu fetvayı tekrar etmeye başlıyorlar...

Önce... Bir Türk'ün, hele hele otuzundan - kırkından sonra, ayın çatlatarak, gayın gatlatarak Kur'ân okuması kolay kolay mümkün değildir! Tıpkı bir Fransız gibi Fransızcayı telaffuz edemeyeceğiniz gibi. Sizi bilmem ama ben küçük yaşta Amerika’da yetişemediğim için İngilizceyi de ana dili Amerikanca olan Amerikalı gibi konuşamam. Anlatırım derdimi, ama onlar gibi her kelimeyi telaffuz edemem, Arap gibi harfleri de çatlatamam; bu bir...

Tasavvuf'ta “fenâfillah”


8 Haziran 2006 Perşembe

Ahmed Bâki

Kelime-i tevhidin birinci kısmı olan “la ilahe -ötede tanrı olamaz” anlayışının değişik düzeylerdeki tezahürleri olan ve günümüzde yaygın olarak bilinen Taoizm, Budizm, Kabala, Hıristiyan mistisizmi gibi ekollerin her birisi, aslında Nebi ve Rasûller tarafından insanlığa tarih boyunca açıklanagelmiş ve Hazreti Muhammed aleyhisselam ile ikmal bulmuş olan yegâne DİN'in, insanların kapasitesi ve gücü nispetinde algılanması ve kavranmasının birer sonucudur.

Geçtiğimiz yüzyılda özellikle Batı dünyasında yaygınlaşan bu ekollerden Taoizm’in sözettiği “hiçliğe erme”, yahut Budizm'in önerdiği “Nirvana’ya ulaşma”, yahut “Yehova’yı bulma” vs. gibi nihaî hedefler, aslında kişinin bireysel varlığının “hiç” olduğunu hissedişi mertebesini tanımlayan ifadelerdir!

Ancak, İslâm Tasavvufu'nda “fenâfillah” tanımıyla vurgulanan bilincin seyir hâli,  dünyevi sıkıntı ve ıstıraplarından kurtulabilmenin yolu olarak yaşamdan el etek çekmek suretiyle Budizm'de ulaşılması amaç edinilen Nirvana'dan veya diğer inanış biçimlerindeki benzer karşılıklarından mutlaka ayrı değerlendirilmesi gerekir. Çünkü, herşeyden önce İslâm'ın derin manevi anlayışı olan Tasavvuf “kavramları”, içerdikleri gaye ve bilincin bunları deneyimlediği süreçler itibariyle diğer tüm ekollerden farklılık arzeder. Zira, Tasavvuf anlayışına göre, temelde eksiksiz ve bütün tek bir orijin DİN vardır ve tüm “inanış biçimleri” (din“ler” değil) insanların idrak kapasitelerine göre bu tek DİN'den ne anladıklarıdır!

Sıradışı keşifler: Manyetik alanların suya etkisi


7 Haziran 2006 Çarşamba

Ahmed Bâki

“Manyetik alanların hava verilmiş suyu etkilediği bulundu.”

Institute of Physics (Fizik Enstitüsü) Yayınları arasında yeralan ve Yüksek Enerji Fiziği konusunda dünya çapında en son gelişmelerin yayınlandığı önde gelen Uluslararası Yüksek Enerji Fiziği Dergisi CERN Courier’in 46.cilt, 2. sayısındaki makalenin başlığı böyle. Devamında ise şunlar vurgulanmaktadır:

“Fizikçi ve kimyacılar suyu ne kadar çok incelerlerse, suyun gerçekten o derece gizemli bir madde olduğunu keşfediyorlar. Japonya’daki Shinshu Üniversitesi bilimadamları Ichiro Otsuka ve Sumio Ozeki, manyetik alanların saf suyun fiziksel özelliklerini değiştirmemesine rağmen, distile oksijen ile suyun vibrasyonal spektrumlarını ve elektrolitik potansiyelini değiştirdiğini keşfettiler.

Ekip ayrıca havayla muamele edilen suyun kalsit formasyonunu etkilediğini de tespit etti. Vakumla distile edilmiş suda manyetik muamelenin kalsit kristal formasyonu üzerinde etkisi olmazken, suyun havayla veya oksijenle muamele edildiğinde kristalin hem X ışını (röntgen) difraksiyonu imajları ve hem de SEM denen elektron mikroskobu tarama imajları belirgin farklılıklar göstermiştir. Ekibin vardığı manyetik alanların su üzerindeki etkilerine rağmen, bilimadamları, “olayın modern bilimin gözünde hâla şaşkınlık yarattığını” itiraf ediyorlar…”

Sıradışı keşifler:
Genlerin rolü tahmin edilenin çok ötesinde!


6 Haziran 2006 Salı

Ahmed Bâki

Önce, web sitemizde sunduğumuz Dua ve Zikir kitabındaki şu ifadeleri dikkatle okuyalım:

“DUA esas itibariyle, beynin 'yönlendirilmiş dalgalarıdır'.

Evrenin ilk oluşumu, Allâh tasavvurunun, ilim boyutunun enerjiye ve kuantsal yapıya dönüşümü ile meydana geldiği gibi; insanın bütün istek ve arzuları dahi, bilincin ilim boyutundan kaynaklanan istek ve arzularının beyinin yönlendirilmiş dalgalarıyla yoğunlaştırılması suretiyle meydana gelir.

Bu sebepledir ki, konsantrasyon ne derece güçlü olursa, DUA'ya icâbet de o derece süratli olur. Bunun için denmiştir, 'mazlumun duası yerde kalmaz; ah alan felâh bulmaz!.'

Zirâ, o 'âh' eden kişi, öyle bir sıkıntı ile, öyle bir konsantrasyon ile, menfî beyin dalgalarını o kişiye yöneltir ki, o yayın okundan kurtulmak asla mümkün olmaz.

Dedesinde çıkmasa, torununda çıkar o 'âh'ın neticesi!.. Nasıl mı, çok basit!..

Gazlı içecekler ve alüminyumun zararları


3 Haziran 2006 Cumartesi

Ahmed Bâki

Diet veya Light diye etiketlenmiş, içerdikleri aspartam maddesiyle bilinen özellikle kolalı içecekler hakkında pek çok bilinmeyen sağlık riski uzun zamandır internette dolaşmakta ve zararları sıklıkla nöronlar ve beyinle ilişkilendirilmektedir.

Bunlar yanısıra, “gazlı” diye bildiğimiz fosforik asitçe zenginleştirilmiş içecekler konusunda da her geçen gün araştırmacıların yeni tespitleri ve düşündürücü makaleleri yayınlanmakta ve ilişkilendirildikleri sağlık sorunları artmaktadır.

http://www.judithvalentine.com/soda.html adresindeki sayfaya girerek bu konularda yayınlarıyla tanınan bir araştırmacı doktorun sitesindeki İngilizce makaleleri okuyabilirsiniz.

Bu bilgilerden yararlanılarak hazırlanmış geniş ve ilginç Türkçe yazıları da aşağıdaki web sayfalarından okuyabilirsiniz.

 

Anasayfa

 

Arşiv


2007 Kasım

2007 Ekim

2007 Nisan

2007 Mart

2007 Şubat

2007 Ocak

2006 Aralık

2006 Kasım

2006 Ekim

2006 Eylül

2006 Ağustos

2006 Temmuz

2006 Haziran

2006 Mayıs

2006 Nisan

2006 Mart

2006 Şubat

2006 Ocak

2005 Aralık

 

 

Diğer Sayfalar


Holografik Bakış

Aynadaki Evren

GİZ'li Gülşen

Balın Tadı

DİN'i Anlamada Reform

Hayret

Hazine

Son Misafir

Online Sohbetler 

 

Yayınlanmış Kitapları


Holografik Bakış

(2005)

Aynadaki Evren

 

(2005)

GİZ'li Gülşen

(2001, 2003, 2005)

 

Ahmed Bâki'nin kitaplarını ve yazılarını sitemizden indirebilir; orijinaline sadık kalmak kaydıyla ve kaynak belirterek dilediğiniz yoldan karşılıksız paylaşabilirsiniz. Sitemizdeki eserlerin hiç biri için telif hakkı talebimiz yoktur.

 

 

 


» Üstteki lisanlardan ana sayfalara gidebilirsiniz

» Üstteki yazdır linki ile sayfanın tüm metinlerini yazdırabilirsiniz (devamlarını açmayı unutmayın)

» Metinlerin altındaki yazıcı ikonuyla o metni yazdırabilirsiniz

» Üstteki menüden tavsiye et'i seçerek veya yazıların altındaki ikona tıklayarak bu sayfayı e-mail adresini bildiğiniz kişilere önerebilirsiniz

» Kısa e-mail gönderebilirsiniz


 

 

40691 kez okundu.

karşılıksız bilgi paylaşımı @ www.ahmedbaki.com/turkce/blog