English Deutsch Français Español Pусский Polski Nederlands Shqip Swahili Azeri Türkçe  
 

AHMED BÂKİ

 
 

Blog / 2006 Mayıs

21. yüzyılda tanrısız olabilmek


31 Mayıs 2006 Çarşamba

Ahmed Bâki

Ötede bir tanrı olmadığını kabul edebilmek!.. Bu noktanın üzerinde neden bu kadar çok duruyoruz?

Doğrusu, üzerinde ne kadar durulsa yine de yetmez; çünkü tanrısız olabilmek dünyanın en zor işi gibi görünüyor!

Günümüzde maalesef sadece Müslüman toplumlar değil, okumuşundan cahiline dünya nüfusunun büyük çoğunluğu, toplumsal şartlanmalarıyla varsaydıkları ve inandıkları "yukarıdaki tanrı" hayalinin ötesinde (ve hatta tanrı kavramını tamamıyla ortadan kaldıran), Hazreti Muhammed aleyhisselâmın "ALLAH" ismiyle dillendirmiş olduğu bir evrensel gerçekliğin  olabileceğine henüz ihtimal dahi verebilir durumda değillerdir! Hayal edip inandıkları tanrı anlayışının, Hazreti Muhammed'in bildirdiği "AHAD olan ALLAH" bilindiğinde sözkonusu olamayacağı gerçeğini maalesef henüz daha bir ihtimal olarak dahi görememektedirler...

Çoğu, kendi yaşadıkları yöresel örf ve adetleriyle harmanlanmış tapınma biçimlerine "din" diye öylesine kilitlenmişler ki, bunun ötesinde, Hazreti Muhammed aleyhisselamın yaşam SİSTEMİ anlamına dile getirdiği "DİN'in" var olabileceğini ihtimal olarak dahi tanımamaktadırlar.

İnsan genomu tamamen belirlendi


29 Mayıs 2006 Pazartesi

Ahmed Bâki

"Geçen haftanın yüklü gündemi içinde önemli bir sağlık haberi gözlerden kaçtı. A.B.D.’nin uzun yıllardır peşinde olduğu ve tam destek verdiği “İnsan Genom Projesi” (Gen Haritası) tamamen deşifre oldu. Yani son insan kromozomunun da genetik ayrıntısı belgelendi."

Haberin devamını aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz.

http://www.hurriyet.com.tr/agora/article.asp?sid=8&aid=1984

http://www.hurriyet.com.tr/agora/article.asp?sid=8&aid=1996

"Bilge, karşısında duran iki adamı ilgiyle süzerek, "Sorun nedir?" diye sormuş. Adamlardan biri diğerine işaret ederek,"O, yaptığı dedikodularla sadece benim şöhretimi mahvetmekle kalmadı, bu köydeki pek çok insanın da canını yaktı!" demiş."

Aşağıdaki linkten dedikodu konusundaki bu yazının devamına ulaşabilirsiniz.

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=5886&tarih=28/05/2006

www.ahmedbaki.com

Sorunu doğru kavramak çözümün ilk adımıdır


22 Mayıs 2006 Pazartesi

Ahmed Bâki

Allah devâsız dert yaratmamış...

Olup-biteni doğru kavrayabilmek, çözümün nerede olduğunu görebilmeyi kolaylaştırır.

Günümüzde yaşananlara bakıp, "yine bildik bir senaryoyu yaşamaya itiliyoruz" vs. türünden yorumlar, olayları dar planda ele almanın ve "dünyayı" doğru okuyamamanın sonuçlarıdır; ve de çözümü göstermez! Çözümü görebilmek için oluşumları daha geniş perspektiften ele alıp, uzaktan bir gözlemci gibi "dünya" boyutunda okumayı başarabilmek durumundayız. Bunu yapabilirsek eğer, o zaman yaşananların sadece belli toplumların sorunları olmanın çok ötesine uzadığını, fakat aslında bütün insanlığın önemli bir "süreç"ten geçmekte olduğunu görebiliriz...

Tıpkı mevsimlerin değişiminde doğanın her yanında eşzamanlı oluşumların gözlenmesi gibi, değişik alanlarda eşzamanlı yaşanan bir sürecin hükmü sözkonusu! Zira, "insan için yaptığının neticesinden başka birşey olmadığı" ve "her bir anda bir önceki anın gereğinin yaşandığı" evrensel prensibi ışığında baktığımızda, bugünün öncesinde yaşananların geldiğimiz noktadaki oluşumları
ve yaşanacakları zorunlu kılmış olduğu açıktır...

Dünya hayatı neyin imtihanıdır?


17 Mayıs 2006 Çarşamba

Ahmed Bâki

Rasûlullah aleyhisselâma imanlı kişi için herşeyden önce önemli olan şudur: DİN'de herhangi bir konuyu sorgularken, bir kere kesinlikle, hiçbir gerekçeyle ALLAH'ın TEK'liğinden, AHAD oluşu gerçeğinden asla uzak düşmemeliyiz! Çünkü, herhangi bir konuya getirdiğimiz açıklama değil, bizim ALLAH'ın AHAD oluşuna imanlı bakış edinebilmemiz ve bunu koruyabilmemiz, herşeyden ama herşeyden mukayese edilemeyecek kadar daha önemlidir... Hata ve yanlışlarımız, eğer ALLAH'ın AHAD oluşuna imandan uzak düşmüyorsak, giderilebilir. Ancak, hangi konuyu nasıl çözdüğümüzü düşünürsek düşünelim; bu çözümümüz bizi ALLAH'ın AHAD oluşu gerçeğinden perdeliyor veya iman ettiğimiz bu hakikatle çelişki yaratıyorsa, bilelim ki, kayıpların en büyüğüyle karşı karşıyayız orada...

Özgür ve bağımsız irade anlamına kullanılan "cüz'î irade" varsayımının, Kurân, Hadis ve Bilime göre geçersizliğinin açıklanmasıyla beraber, bu gerçek dışı akıl yürütmeye şartlanmış kişilerin bir takım açmazlarla karşılaşmaları ve inançları konusunda kaygı duymaları şaşırtıcı değil elbette!

Burada hemen şunu ifade edelim ki, sözkonusu tüm açmaz ve kaygıların ana sebebi, ALLAH ismiyle işaret edilenin ne olduğunu bilmemek, buna karşılık bu ismi kafasında yarattığı bir tanrıya etiketleyerek "iman ettim" sanmaktır. Günümüz Müslümanlarının ekseriyeti, böyle bir yanlış algılamanın farkına varamadan bugünlere gelmişlerdir! Altını çizerek tekrarlıyorum: Cüz’î irade ve bunun gibi Kurân ve Hadiste yeri olmayan yorumların gerisinde, Hazreti Muhammed aleyhisselâmın açıkladığı ALLAH ismiyle işaret edilenin ne olduğunun bilinmemesi yatar! Zira, irade ile ilgili ayetleri ve hadisleri olduğu gibi yalın haliyle kabul etmek yerine, irade-i cüziyye gibi varsayımlarla konuya yaklaşmanın çözüm zannedilmesinin sebebi de budur!

İnsanlar uykudadır...


13 Mayıs 2006 Cumartesi

Ahmed Bâki

"İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar."

Allah Rasûlü'nün (aleyhissalâtu vesselâm) bu uyarısını ciddi biçimde düşünmeliyiz: Acaba hangi nedenden dolayı uykuda diye nitelendiriliyoruz?

Bunu anlayabilmek büyük bir reform demektir öncelikle... İkinci olarak, kendinin uyanmış olduğunu sananlar, şunu hesaplamalıdırlar:

Acaba uykuda diye nitelendirilen etrafımdaki çoğunluktan farklı olarak nelerin farkındayım, hangi farkındalığı yaşayabiliyorum? Farkında olduğumu düşündüklerim, gerçekten uyku ile uyanıklık arasındaki şuur farkı kadar bir uyanış yaşatıyor mu bana?...

Allah Rasûlü'nün böyle bir uyarısı var önümüzde! Öte yandan Modern Bilim, insanın sahip olduğunu(!) düşündüğü "özgür iradesinin" aslında bir hayal, bir aldanış olduğu yolunda yeni bulgulara ulaştı... Ama ne yazık ki, günümüz Müslümanlarının büyük çoğunluğunun şartlanmaları ve değer yargıları, bu tür temel gerçekleri kabul etmeye hâlâ engel teşkil ediyor ve bu kapıdan içeri girmeye endişeleniyorlar.

Kuantum fiziğine göre "özgür irade" bir varsanış


10 Mayıs 2006 Çarşamba

Ahmed Bâki

Hazreti Muhammed aleyhisselâmın her biri mucize niteliğindeki açıklamalarını kendi metodlarıyla tespit eden modern bilim, başarılarına her geçen gün yenilerini eklemeye devam ediyor.

Arşivden erişebileceğiniz geçtiğimiz aylardaki blog sayfalarından birkaçında "cüz'î irade" tabirinin hiçbir ayet veya hadiste geçmediği ve günümüzdeki kullanılış şekliyle bu "yorumun" derin düşünmeyi kesen bir kabul olduğu üzerinde durmuştuk. "İrade parçası" anlamı yüklenen bu tanıma İngilizce'de karşılık gelen yaygın tabirin "free will", yani "özgür irade" olduğuna değinmiştik.

Tam bu sırada, 6 Mayıs 2006 tarihinde yayınlanan Amerika'nın saygın bilim dergilerinden New Scientist'te, 1999 yılında Fizik dalında Nobel ödülü almış olan Hollanda Utrecht Üniversitesinden Teorik Fizik Profesörü Gerard 't Hooft'un henüz tamamladığı 10 yıllık araştırmasının sonuçlarına Zeeya Merali imzasıyla yer verildi. Prof. Hooft, elde ettiği sonuçlara göre, her atomun davranışının daha önceden belli olduğunun ve bilindiğinin altını çiziyor ve dolayısıyla "özgür irade"nin sadece bir varsanış olduğunu vurguluyor.

Eski bir yazıt


8 Mayıs 2006 Pazartesi

Ahmed Bâki

Eski bir tapınakta Xsentius imzasıyla bulunduğu söylenen bir yazı.

''Gürültü patırtının ortasında sükûnetle dolaş, sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma!

Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış!

Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut; ama kimseye teslim olma!

İçten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver.

Karşındakiler aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları. Çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış.

İşinle, ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur.

Sorun nerede?


4 Mayıs 2006 Perşembe

Ahmed Bâki

Geçenlerde bir kaç değerli dostla sohbetimiz sırasında konu toplumların kalkınmışlığı ve geri kalmışlığının nedenlerini irdelemeye gelince bir anekdot geldi hatırıma ve onu paylaştım:

"Batılı tâbir ettiğimiz toplumlar neden daha iyi standartlarda yaşarken, Müslüman toplumlar o özenilen durumda yaşayamıyorlar; neden diğerlerinin yanında geri kalıyorlar? Acaba o kalkınmış toplumların geri bırakmasının sonucu muydu bu?.."

Sanırım olup-bitenle ilgilenen pek çok kişinin kafasını hayli meşgul eden bir sorun bu!

Hikâye şu:

Adamın biri doktora gider. "Doktor," der, "vücudumun her yeri ağrıyor, nereme dokunsam ağrıdan duramıyorum..." Doktor bakar, inceler, adamın ağrıyor diye gösterdiği yerleri muayene eder ve fakat bir sorun tespit edemez. Derken, bir iki tatbikattan sonra hastanın sorununu çözer: Bakar ki, gerçekten adamın ağrısı var, bu doğru; vücudunun neresine dokunsa o ağrıyı hissediyor, o da doğru; fakat sorunun nedenini adam yanlış yerde aramaktadır. Meğer adamın ağrısı, her seferinde parmağını basıp ta şuram ağrıyor dediği yerden değil, kırık parmağından kaynaklanmaktadır...

İşte bir Rasûlullah mucizesi:
120. gün olayını da bilim kanıtladı!


1 Mayıs 2006 Pazartesi

Ahmed Bâki

Önce sizlere 1989 yılında okuduğum, Oxford Üniversitesi bilim adamı İngiliz Profesör Anthony Smith’in “İnsan Beyni ve Yaşamı” isimli kitabında "Embriyoloji" başlığı altında yeralan ve anne karnında beyin hücrelerinin ilerdeki görevlerini üstlenmek üzere başkalaşıma tâbi olmasını, diğer bir tanımla "programlanmasını" anlatan bölümden bazı cümleler nakledeceğim... Lütfen dikkatle okuyalım:

“Kuramsal olarak anne karnında fetüsün tüm hücreleri başlangıçta hep aynı kapasiteye sahiptirler. Her biri bedendeki her tür hücrenin atası olabilirler.... Ancak, fetüsün büyümesi sırasında bazı hücreler sinirsel tabakayı oluşturmak için başkalaşmaktadırlar. Gelişmenin tümü temel olarak bu hücrelerin başkalaşması ve etkinlik sınırlamalarının artması nedeniyle olmaktadır.... Başkalaşım işlemi başlayınca hücrelerin kapasiteleri azalmakta, önce ilkel bir tabaka, sonra bu tabakadan ortaya çıkan sistem ve sonunda bu sistemin belli bir bölümü olma durumu ortaya çıkmaktadır. 125 bin dolayındaki sinir hücresi artık her türlü hücre olabilme yetisine sahip hücreler değillerdir ve sinir sisteminin bazı bölümlerini oluşturmak üzere etkinlikleri sınırlanmıştır. Bunun neden olduğu ve hangi hücrelerin hangi organ bölümünü meydana getirmek üzere seçildiği bir bilmece oluşturmaktadır.... Bu durumda hücrelerin içinde bazı mikro iplikçiklerin oluştuğu ve sonra bunların büzülerek yukarıya doğru dönüşe neden olduğu görülür. Bu şekil bir kez meydana gelince o da başkalaşmaya başlar ve çeperlerini özellikle beyin kısmında kalınlaştırır....

 

 

Arşiv


2007 Kasım

2007 Ekim

2007 Nisan

2007 Mart

2007 Şubat

2007 Ocak

2006 Aralık

2006 Kasım

2006 Ekim

2006 Eylül

2006 Ağustos

2006 Temmuz

2006 Haziran

2006 Mayıs

2006 Nisan

2006 Mart

2006 Şubat

2006 Ocak

2005 Aralık

 

 

Diğer Sayfalar


Holografik Bakış

Aynadaki Evren

GİZ'li Gülşen

Balın Tadı

DİN'i Anlamada Reform

Hayret

Hazine

Son Misafir

Online Sohbetler 

 

Yayınlanmış Kitapları


Holografik Bakış

(2005)

Aynadaki Evren

 

(2005)

GİZ'li Gülşen

(2001, 2003, 2005)

 

Ahmed Bâki'nin kitaplarını ve yazılarını sitemizden indirebilir; orijinaline sadık kalmak kaydıyla ve kaynak belirterek dilediğiniz yoldan karşılıksız paylaşabilirsiniz. Sitemizdeki eserlerin hiç biri için telif hakkı talebimiz yoktur.

 

 

 


» Üstteki lisanlardan ana sayfalara gidebilirsiniz

» Üstteki yazdır linki ile sayfanın tüm metinlerini yazdırabilirsiniz (devamlarını açmayı unutmayın)

» Metinlerin altındaki yazıcı ikonuyla o metni yazdırabilirsiniz

» Üstteki menüden tavsiye et'i seçerek veya yazıların altındaki ikona tıklayarak bu sayfayı e-mail adresini bildiğiniz kişilere önerebilirsiniz

» Kısa e-mail gönderebilirsiniz


 

 

45485 kez okundu.

karşılıksız bilgi paylaşımı @ www.ahmedbaki.com/turkce/blog