25 Şubat 2006 Cumartesi
"Çağdaş bilimsel keşiflerle, Tasavvuf
öğretilerinin en önemli ortak uyarısı şudur: İnsan,
özüne dönerek, kendini, öz bilincinin değerleriyle
tanıyamadığı sürece, evrendeki yegâne sermayesi olan
"dünya yaşamını", fizik dünyanın şartlarına bağımlı
olarak yanılgılar içerisinde tüketir gider...
İnsanlığın büyük bir çoğunluğu, dünyayı ve yaşamı sadece
beş duyuyla algılayabildiğimizden ibaret zannedip,
sadece burası için herşeyi elde etmekle meşgulgen, bakın
bilim dünyasında neler oluyor ve bunlar Tasavvuf
eserlerinde nasıl karşılık buluyorlar..."
http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/hologram/07hologramda_seyahat.htm
Verdiğim linkten Holografik Bakış'ta
yeralan bu yazının tamamını okursanız, aşağıdaki linkten
ulaşabileceğiniz, Aksiyon dergisinde yeralan ve Dr. Deepak Chopra'nın bulgularından bahseden makaledeki
bilgiler daha farklı bir anlam kazanacaktır sanırım
zihninizde. (Dergideki illüstrasyon dikkatinizden
kaçmasın!)
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=14172
Hologramik özellikli "ruh" dediğimiz beynin ürettiği yapının
inceliklerini okumak için ise
Evrensel Sırlar kitabında Onuncu Gün bölümünü
dikkatlice okumanızı öneririm.

25 Şubat 2006 Cumartesi
Aldığımız maillere karşılık verdiğimiz cevapları buradan
sizlerle paylaşmak bir çok konuda merak edilenlerin cevabının
topluca alınmasına katkıda bulunuyor. Böyle bir soru ve cevabımızı
aşağıya alıyorum:
Soru:
Selamun aleykum... Bir şey sormak
istiyorum... Said Nursi'ye ve diğer nurculara bakış
açınız nedir? Herkesi reddediyorsunuz ama Elmalılı gibi
'çağdaş' diye bilinenlere karşı değilsiniz. Peki Said Nursi
kötü biri mi? Cahil mi, bilgisiz mi?
Cevap:
Sanırım, reddetmek veya karşı çıkmak derken,
"İSLÂM DİNİ'nde yanlış anlaşılan
konulara parmak basmamızı" kastetmek istediniz... Bunun dışında kimseyi veya
birşeyi reddetme gibi bir düşünce ve eylemimiz yoktur! Rasûlullah
aleyhisselâm yolunda insanlığa karşılıksız ve dünyevi
emel taşımadan hizmet vermiş tüm zatları
elimizden geldiğince değerlendirmeye çalışmamız gerektiğini
düşünüyoruz. Said Nursî hazretleri büyük mutasavvıf ve
evliyaullahtandır, bildiğimiz kadarıyla. Ne çare ki
değerli eserleri lisan itibarıyla günümüze hitap
edememektedir. Üstad, pek çok konuda hemfikirdir
kendisiyle. Ancak o, Rasûlullah bayrağı altında
birleşelim görüşündedir; nurculukta değil!
Ahmed Hulûsi'nin kitaplarından aşağıya aldığım paragrafları içerir konuların
tamamını, altlarındaki adreslerden okuyabilirsiniz.
"İmam-ı Gazalî'den Şahı Nakşıbend'e,
Abdulkadir Geylanî'den Hacı Bektaşı Velî'ye, Mevlana'dan
Saidi Nursi'ye kadar önde gelen ne kadar düşünür ve hâl
ehli varsa hepsini okuyup; onların teker teker "İslâm
Dini"ni nasıl anladıklarını görüp, bundan sonra da kendi
anlayışınızı kendiniz bina etmek zorundasınız;
taklitçilikten, güdülen olmaktan kurtulmak, "İslâm Dini"
ile tanışıp "Hakikat"a ermek için!.."
http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/islam/islam14.htm
"Hicrî 1400 - 1410 yılları arasında görevine başlamış
olan (İmam Rabbanî, Saidî Nursî veya Kuşadalı’ya göre)
Zamanın Yenileyicisi, o tarihten bu yana, her alanda,
bugüne kadar eşine rastlanmamış bir yenileme evresine
sokmuştur dünyayı.."
http://www.ahmedbaki.com/turkce/yeniyazilar/yenileyici.htm

25 Şubat 2006 Cumartesi
"ORİJİN İSLÂM’ın dünyevî çıkarlar için kullanılmaması yolundaki anlattıklarım, bir kısım çevrelerin din yoluyla sağladıkları çıkarlar ile çatışıyor. Bundan dolayı da siyasilerle ahbaplıkları olan yakınlarımı kullanıyorlar. Açıkladığım dini gerçeklerden çıkarları zedelenenler medyayı kullanarak konuyu magazinsel alanlara sürüklemek istiyorlar. Dinsel konuda cevap vermekten aciz olanlar da konuyu ailesel alanlara saptırarak hedef şaşırtmak istiyorlar."
Pazartesi günü Cercle d'Orient dergisinde yayınlanacak
olan bu röportajın tamamını web sayfamızdan
okuyabileceksiniz.

24 Şubat 2006 Cuma
"Bir bebeğin doğumuyla sadece bir bebek
doğmuş olmaz" demişler; "yeni bir anne ve bir baba
da doğar bebekle birlikte dünyaya". Nineler, dedeler, amcalar,
teyzeler de doğar... Aslında her doğumla birlikte herkes
yeniden doğar... Evrende hiçbir oluşum tümden bağımsız
değil zira.
Her yenilenme için de bu böyledir!
Doğan sadece "yenilik" değildir; her şey yeniden doğar o yenilenme
ile birlikte!.. Bakış açıları, değerler,
öncelikler tümden değişir; yenilenir. Yenilenmeye tâbi
olur!
Aslında "doğum", her an kesintisiz devam etmekte
olan sürecin bir kesitine verilen addır sadece! Bakana göredir, göreseldir
gerçekte! Hatta, kelebeğe doğumun, tırtıla ölüm olması gibi,
her doğum bir ölümdür de...
Zamanı dolanlar gider, yerine yenisi
gelir!
Ve her doğum... Her doğum, beraberinde sancılarla gelir...
Sancılar, doğmakta olan günlerin
habercisidir de! Onun için, bu sancılar doğal!
Gerçeklerin bilinmesinin getirdiği sancılardır bunlar! Gidenler
olacaktır, bitenler olacaktır, kaybedenler olacaktır! Ve tâbi, çırpınmalar;
gitmemek için... Reddedişler; bitmemek için... Hedef
saptırmacalar;
kaybetmemek için...
Hiçbir şey bu ilim kadar açık değil
günümüzde! Apaçık ortada olduğu için, ona göre de örtüsü olacak elbette. Allah'ın
sistemi ve adaleti bu: Hakkedene hakkettiği; hakkettiği
kadarıyla! Herşey herkese makbul değildir! Aydınlık,
kiminin görüşünü kuvvetlendirir; kimini kör eder. Kim ne
gaye için var olmuşsa, nihayetinde ona ulaşır. Hiçbir
Nebi veya Rasûl, ya da Veli gelip de, o istidat ve
kabiliyet ile varolmayanların Allah'a
ermelerine vesile olmamış! Hazreti İsâ da,
semâdan, koyunları
Allah'a erdirmek için arza inecek değil! O gaye için varolanlar
sadece, kadrini bilecek, diğerleri de kendi varoluş
gayelerine hizmete devam edeceklerdir, her zaman olduğu
gibi.
Takdirin önüne hiçbir şey geçemez! Aslının ne olduğu ortada olan
birşey, ehlinden gizlenemez! Ehli olmayana da zaten lazım değildir...
Sözler, mânâları taşıyan araçlardır, mecazdır! Anlayana gizli
değildir gerisindeki mânâ elbet... Ne kadar dil uzatılsa, örtülmeye çalışılsa
da...
Bu Şubat, nispeten hareketli bir ay;
önce Skytürk TV ekranlarında, ardından Aktüel'de,
Tempo'da yeraldı ve haftaya Cercle d'Orient dergisinde yeralacak
açıklamaları Üstad'ın. Sunuş biçimi önemsiz değil
şüphesiz. Ancak, şeker bazen badem ezmesiyle gelir,
bazen acı şurupla! Acılık kimine perde olur, kimine
rahmete vesile. Dileriz, bu ilmin değerlendirilmesine ve
DİN konusunda gerçeklerin bilinmesine vesile olur
yazılanlar. Ahmed Hulûsi'nin Tempo dergisine gönderdiği
röportajın orijinline
buraya tıklayarak, zina
konusundaki açıklamasına ve hadislere de
buraya tıklayarak
erişebilirsiniz... Ne mutlu değerlendirebilene!

20 Şubat 2006 Pazartesi
Yıllardan beri okuyucularımızdan mailler
alırız. Bazen bir okuyucumuzun kaleminden dökülen sözler
binlerce beynin hissedip yaşadıklarına tercüman olur.
İşte onlardan biri:
"Sayın Ahmed Hulusi,
Beş duyu ile algılayabildiğim kadarıyla yaşadığım
deneyimlerin yorumları; hissettiğim endişeler, korkular,
bazen öfke; sabırsızlık, hoşgörüsüzlük; diğerlerini
yargılama; kendi doğrularım ve prensiplerim
doğrultusunda geçen seneler. Bize verilen dünyevi
değerlere göre istekler ve beklentiler... Kendimi bildim
bileli!!! bir boşluk hissi ve nedenini anlayamadığım bir
huzursuzluk ile bir beklenti. Neyi bekleyerek?..
Yine bize verilenlere göre; kaderimizi yazan, bizi
koruyan, dualarımızı kabul eden, bizden ayrı bir “Allah”
kavramı vardı. Ve biz ona ibadet etmeli ve ondan
korkmalı idik. ”Din” de Kurân vasıtasıyla bize yapılması
ve yapılmaması gerekenleri bildiriyordu. Bir kaderimiz
vardı ama bizim kontrol edeceğimiz, yönlendireceğimiz
şeyler çok fazla idi. Biz planlar ve programlar yaparak
hayatımızı düzenliyorduk.
Sizin kitaplarınızı okudukça, kasetleri
dinledikçe, sohbetlere katıldıkça kazandığım farkındalık
ile önceki hayatımı böyle tanımlayabiliyorum. Beni ilk
etkileyen İslam dini ve Kurân‘ın, “Allah” isminin ve
“Kader” kavramının gerçek anlamları ve önemleri oldu.
Aslında, tüm hakikatin, evrensel sistem ve düzenin bu
isimler adı altında açıklandığının farkına varmam ile
hayatın anlamı ve yaşam amacım tamamen değişti. Sanki
yepyeni bir hayat başladı. Kendimi hiçbir şey bilmeyen,
herşeyi yeni öğrenmeye çalışan bir çocuk gibi
hissediyor, bana önerilen çalışmaları yapmaya ve
öğrendiklerimi uygulamaya çabalıyorum.
Bu ilmi almaya başlayana kadar var olan
“ben”in, teklik bilinci farkındalığı sonucu gerçek bir
benlik olmadığını, yalnızca bir varlık sureti olduğumu
öğrendim. Aslında herşeyin Allah ilminde mevcut olduğu,
aslının hayal olduğunu öğrendiğim evrendeki gerçek
sistem ve düzeni anlamaya çalışıyorum. Seyir halinde,
yargısız ve yorumsuz yaşayabilmek için çabalıyorum.
Bu ilim ile; bizdeki
şartlanmalar,bunların sonucu yaşanan duygular ve
tabiatımız gereği olan bedensel isteklerimiz
doğrultusunda yaşadığımızı ve bunlardan arınmamız
gerektiğini öğrendim. Bunları farketmeye ve hayata
geçirmeye çalışıyorum.
Kadere iman konusunda; terkibimize göre
fiillerde bulunmakta olduğumuzu, olan herşeyin hayır
olduğunu ve olmuş ile bitmişi yaşadığımızın bilinci ile
teslimiyet içinde yaşamaktan başka yapabileceğimiz
birşey olmadığını algıladım. Bunun sonucu beni rahatsız
eden geçmişteki “keşke”lerden, gelecek için korku ve
endişelerden, vesveseden oldukça kurtuldum ve daha
huzurlu yaşamaya başladım.
Beklentimin cevabını veren, izleyeceğim
yolu bana gösteren bu ilmi almanın coşkusunun şu anda
huzura dönüştüğünü hissediyorum. Bundan sonrası için
amacım ve duam daha çok ilim alarak, takdirimde var ise,
bilinç boyutumu yükseltmek.
Size teşekkür etmemin çok yetersiz
kalacağını düşünüyor, yalnızca Allah sizden razı olsun
diyebiliyorum. Daha fazla ilim almamda vesile olmanızı
diliyorum.
Saygılarımla,

20 Şubat 2006 Pazartesi
Allah Rasûlü'nün açıkladığı orijin
İslâm'ı tanımaya başlayanların ilk farkettikleri şey,
günümüzde din diye anlatılan ve din adına yapılan
şeylerin büyük bir çoğunluğunun tamamen orijinalinin
zıddına olduğu gerçeği. Eksik veya hatalı değil, tamamen
"zıddına" olduğu!
Rasûlullah'ın sünnetini ele alalım...
Bilgisizlikten dolayı bir kısım toplulukların sünnet
diye uyguladığı ve diğer bir kısım toplulukların da
onlara bakıp sünnet sandığı uygulamalar, Allah
Rasûlü'nün "sünnetinin" tam zıddı!.. Ruhu, verilmek
istenen öz ve amacı itibariyle, içinde yaşanılan
toplumla uyum içerisinde olunması halinde sünnete itaat
sayılabilecek konular (kılık-kıyafet gibi), sünnet
etiketi yapıştırılarak hiç yoktan toplumlarla çatışma
gerekçesine dönüştürülmüş... Ve tâbi sonuçta, yaşam
sisteminin işleyişine ters düşen bu yanlışın pahası ağır
biçimde ödenir olmuş...
Kurân'ın anlaşılmasını ele aldığımızda
durum yine içler acısı! Gösterdiği hedef yok
sayıldığından ve kelimelerine zincir gibi
bağlanıldığından dolayı, hükümleri, ilerlemeye,
gelişmeye ve tekâmüle götüren araçlar gibi değil, bunun
tam zıddı olacak biçimde, geçmişte sabitlenmeye, geride
kalmaya, değişmemeye vesile olarak istismar edilmiş...
Cehalet o boyutlara ulaşmış ki, örneğin, Kurân'ın
erkekleri özveriye davet eden hükümleri (kadınlara hiç
bir sosyal hak verilmezken, evlilik, şahitlik, miras
gibi konularda adil pay almasını hedef göstermesi gibi),
kadını ikinci sınıf algılamaya yönelikmiş gibi, tam
zıddına bir hedefe çevrilmiş; ve tâbi yaşam sisteminin
işleyişine ters düşen bu yanlışın pahası sonuçta çatışma
ve huzursuzluklarla ödenir olmuş...
Olaya global baktığımızda ise din adına
ortaya konan manzara ve uyandırılan iticilik sonuçta
Allah Rasûlü'nün önerdiği prensibin tam zıddı!
Oysa bize ne buyurmuş: "Sevdirin, nefret
ettirmeyin!.."

20 Şubat 2006 Pazartesi
DİN'i ANLAMADA REFORM'dan bahsediyoruz;
fakat kaçımız bu kelimelerin gerisindeki anlamı
kavrayabiliyoruz ve düşünce yapımızı buna göre
güncelleyebiliyoruz, meçhûl! Hadi bu güncellemeyi
yapabildiğimizi düşünelim, bunu ne kadar yapabildiğimiz
ve bu güncellemenin sürekliliğini ne düzeyde
sağlayabildiğimiz yine meçhul!
Kurân-ı Kerim'i her andığımızda veya
vermek istediği mesajı anlamaya çalıştığımızda, Kurân'ın
amacının ne olduğunu sorgulayarak işe başlamamız büyük
fayda sağlayacaktır. Bunun için şu soruyu devamlı
soralım:
"Kurân, insanları geçmiş çağlardaki bir
yaşam tarzına sabitleyip, hapsetme amacıyla mı
bildirilmiş bir kitaptır; yoksa insanlığa ışık tutup,
yol gösterme, insanları geleceğin şartlarına hazırlama,
mükemmel olanı ve saadet yollarını gösterme gayesine
yönelik olarak bildirilmiş bir kitap mıdır?..”
Şimdi bu soruya vereceğiniz cevap
ışığında duruşunuzu yeniden sorgulayın! Kurân'ı ele alış
ve kavrayış biçiminiz, yorumlarınız ve çıkardığınız
sonuçlar, bu amaçla uyum içerisinde mi? Ya da nereye kadar
uyum içerisinde?..
Bu konuyu ciddi anlamda düşünmeyi ve
kavrayabilmeyi isteyenler için,
buraya sağ klik yaparak Expochannel'de yayınlanan DIVX'i indirmelerini ve
dikkatle izlemelerini öneririm. Göreceksiniz, çok yeni
şeyler farkedeceksiniz.


13 Şubat 2006 Pazartesi
Ahmed
Hulûsi'nin geçtiğimiz Ramazan ayı boyunca yayınlanan İNSAN ve DİN konulu sohbetleri, yoğun istek
üzerine 19 Şubat'tan itibaren 10 hafta boyunca her Pazar saat 12:00
- 13.00 arasında üç
bölüm birarada Expochannel TV ekranlarında olacak.
Program sohbetlerinin büyük bölümünü içeren "İnsan ve
Din" isimli kitap internette en çok satan kitaplar
arasında. Ayrıca, program DVD'lerini Kitsan yayınevinden
temin etmek mümkün.
http://www.expochanneltv.com/extr/

13 Şubat 2006 Pazartesi
Mevcut
nöroloji teorisine göre, beyin, sinaps adlı bağlantı
noktalarından oluşan geniş bir iletişim ağı şeklindedir.
Bir nöron bir başka nörona mesaj gönderdiğinde, ilk önce
bir elektrik akımı oluşur. Bu akım sinaps düzeyine
vardığında, nörotransmetörlerin (sinir iletici
kimyasalların) serbest kalmasını tetikler. Bu kimyasal
mesajlar daha sonra komşu nöronun yüzeyinde yeralan
reseptörlere sabitlenirler, bunlar da diğer sinapsa
elektrik akımı gönderirler ve bu tetikleme zincirleme
sürüp gider. Oysa şimdi, yıldız denen hücrelerin bu
bilgi akışını kolaylaştırıp yavaşlatacak ve hatta
durdurabilecek yöntemlere sahip olduğu tespit edilmiş.
Elde edilen yeni bulgulara göre astrositler bir
sinapstaki bilgileri bir diğer sinapsa aktarabiliyorlar.
Yani bilgiler sadece nöronlar aracılığıyla değil bir
başka yolla da beynin bir ucundan diğerine iletiliyor.
Beyinle ilgili keşifler sanırız ürettiği
"ruh" denen hologramik özellikli yapının varlığının
kanıtlanmasına kadar hızla yol alacak. Haberi geniş biçimde
aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.
http://www.hurriyet.com.tr/bilim/3908386.asp?gid=50

13 Şubat 2006 Pazartesi
Arşivden ulaşabileceğiniz
Aralık Blogunda, "Bilinç beynin ne kadarının farkında"
başlığıyla bu konunun esasına değinmiştik... Konuyu biraz hatırlarsak...
İnsan, kendinin farkında olduğu her bir
anda, aslında beynindeki sayısız özelliklerden sadece o
an ortaya çıkan belirli bir kombinasyonunu hisseder
ve o mânâları yaşayan, o özelliklerle sınırlı bir kişi
olarak kendini tanımlar. Farklı zamanlarda ve farklı
koşullarda, karşılaştığı olaylara ve yaşadığı hallere
göre kendini nasıl tanımladığı da aslında sürekli
değişir.
Dolayısıyla, bireysel bilinç, kişinin
beyninde mevcut sayısız özelliklerden sadece bir anda
ortaya çıkanı kadarını ifade eder. Başka bir ortamda,
farklı olaylarla ve koşullarla karşılaştığında, beyinden
çok daha farklı özelliklerin bir bileşimi ortaya
çıktığında, aslında ortaya konan ve yaşanan hal de
değişir.
Bilincin kendini
tanımlarken farkettiği özellikler her bir anda değişirken,
kişinin kendini sürekli aynı
kalan sabit bir yapı gibi zannetmesi, aslında beyninin
potansiyelini ve
dolayısıyla kendindeki sayısız kuvveleri, sayısız
özellikleri tanıyabilmesine perde olur. Sayısız özellikler
ortaya koyabilen bir 'varoluş' gibi değil de, sınırlı bir
'kişilik' olarak algılar kendini. O yüzden de, değişen
zamanlarda farklı
koşullar altında ne tür bir kişilik veya ne tür
özellikler ortaya koyacağını doğru göremez ve
varsayımlarında sıkça da yanılır.
Buna karşın, yargısız saf bir bilinçle
bakmayı başarabilen beyinler, bunu başarabildikleri düzeyde karşılarındaki beynin
özelliklerini geniş bir skalada doğru
şekilde okuyabilirler. Hatta, ortaya konan küçük tavır ve tutumlardan yola çıkarak kişinin farklı koşullar
altında ne tür davranışlar ortaya koyabileceğini deşifre
edebilirler; karşılarındakini bir mânâ bileşiminin
ortaya konuşu olarak değerlendirip, o
beynin işleyiş programına vakıf olarak. Yani, anlık
süreçlerde ortaya çıkan bireysel bilincin gerisindeki
beynin programını okurlar. İşte bu durumda,
siz kendinizi belirli özelliklerle sınırlı bir birim
olarak algılayıp, başka bir zamandaki durumunuz hakkında
yanılırken, o kişi yanılmaz; beyninizin işleyiş
biçiminden, sizin zannettiğinizden farklı yönlerinizi de görür. Siz onun
tespitlerinin doğruluğuna ihtimal vermeseniz bile, çok geçmeden
o öngördüğü davranış ve tutumların ortaya konduğunu görür ve hayretle karşılarsınız.
Büyük zatların karşılaştıkları kişileri istidat ve
kabiliyetlerine göre değerlendirmeleri yanısıra,
İsa aleyhisselâmın olacaklardan haber vermesi veya
Muhammed aleyhisselâmın çevresindeki hangi kişiden ne tür
davranış ortaya çıkacağını önceden ashabına işaret etmesi,
beynin bu özelliğine işaret etmeleridir aynı zamanda...
Peki bunu bizler ne düzeyde ortaya
koyabiliriz?
Bunu, Rasûlullah aleyhisselâmın "rabb-ül
âlemin" tanımlamasıyla bildirdiği gerçekliğe iman edebildiğimiz, yani rabb-ül âleminin ne
olduğunu kavrayıp, O'na imanın gereğini yaşayabildiğimiz düzeyde ortaya
koyabiliriz. Kapı herkesin önünde ve anahtar
sadece iman sahiplerinin elinde! O kapıdan girebilmek
için, önce Rabbül âlemin diye neye işaret edildiğini ve
Rabb-ül âlemine imânın nasıl
birşey olduğunu çok iyi kavramak gerek!

11 Şubat 2006 Cumartesi
Ahmed
Hulûsi'nin 1986 yılında İnsan ve Sırları isimli
kitabında ilk kez yayınlanan Dünyamızın cehenneminin
güneş olduğu yönündeki tespiti 11 Şubat Cumartesi günü
yayınlanan Yeni Aktüel dergisinde
Ahmed Hulûsi ile ilgili habere başlık oldu. Haberde
geçen hafta içi Murat Yalnız tarafından internet
üzerinden yapılan röportajda sorulara verilen cevaplara kısaltılmış olarak dört sayfa yer
verildi.
Önümüzdeki günlerde Tempo dergisi ile diğer bazı gazetelerde de yeni röportaj ve haberlere yer verilecek. Geçtiğimiz Ramazan ayında Expo Channel'de yayınlanan İnsan ve Din konulu sohbetlerin okyanusta yarattığı tsunami dalgaları bazı sahillere vurur gibi...

09 Şubat 2006 Perşembe
Ahmed
Hulûsi hakkında geçtiğimiz Pazar yayınlanan Yeni Aktüel'de bir yazı
çıktı. Alâkasız bir başlık ve sunuşla da olsa... Bu hafta
Yeni Aktüel, haftasonu yayınlanmak üzere Ahmed Hulûsi
ile internet üzerinden yeni bir röportaj yaptı.
Sitemizdeki kitaplarda açıklanan şu
hususun altını bir kez daha çizelim:
Ahmed Hulûsi, İslâm’a bir tarikat veya
cemaât penceresinden değil, Allah Rasûlü Muhammed
Mustafa penceresinden bakılması düşüncesindedir ve
insanları bir cemaate veya tarikata değil; Rasûlullah’a
ve KURANIN RUHU'nu anlamaya davet etmektedir. Ahmed
Hulusi'nin takipçisi yoktur. Onu okuyanlar sadece Allah
kulu ve Hazreti Muhammed'in takipçisi olurlar! Araya
ikinci bir isim eklemezler! Buna
karşın, onun belli gruplarca tarikat şeyhi veya cemaat
lideri gibi tanıtılması, kişilerin, çevrelerini
korkutup, bu ilimden uzak tutmaya çalışmalarından başka birşey
değildir. Düşünen insanlar bugün, ya Rasûlullah'ın açıkladığı
İslâm'ın orijinalinin ortaya çıkarılmasına katkıda
bulunacaklardır; ya da günümüzde yaygın cemaat, tarikat,
teşkilat gibi odakların güttüğü beğenmedikleri
dönüştürülmüş Müslümanlık anlayışına saygı duyacaklardır!
Herkes yerini ona göre seçmelidir.

08 Şubat 2006 Çarşamba
Web sitemizdeki "İnsan ve Sırları"
kitabında yeralan Rasûlullah sallallâhu aleyhi vesellemin açıklamalarından birkaçını
okuduktan sonra verdiğimiz linke tıklayarak NASA/ESA
tarafından hazırlanmış güneşin dev kızıl yıldıza dönüşüm
filmini izleyebilirsiniz:
Rasûlullah aleyhisselâm bundan ondört
yüzyıl önce bildiriyor ki:
"Kıyâmet günü GÜNEŞ halka yaklaştırılır
da nihâyet insanlara yakınlığı bir mil kadar olur!..
Güneş onları âdeta eritecek ve amellerinin miktarına
göre ter içinde kalacaklardır. Onlardan kimi topuklarına
kadar, kimi dizkapaklarına kadar, kimi beline kadar,
kimi de gemlenene kadar tere batacaktır!"
Diğer iki açıklamasında ise şöyle
buyuruyor:
"İnsanlar haşrolunduklarında, kırk yıl
gözleri semâya dikili olarak beklerler. Kendilerine
kimse tek bir kelime söylemez. Bu esnada, GÜNEŞ
başlarının ucunda, kendilerini yakar!.. İyi - kötü herkes
ter boğazlarına çıkasıya bu halde beklerler."
"Dünyanız, içindekilerle beraber
cehenneme atıldığı zaman, bir su damlası gibi buharlaşıp
yok olacaktır!"
Güneşin büyük patlama, genişleme
devresinde gelip dünyayı içine alacağı gerçeğine işaret
eden hadisler bunlar. Herşeyi ötede aramaya
şartlandırılmış bizler
hâlâ ötelerde bir cehennem arıyoruz!
http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insan/insan004.htm
Yukarıdaki linkten bu mucizeyle
ilgili ayetlerle diğer hadisleri okuyabileceğiniz gibi,
aşağıdaki linkten de, Cehennemin dünyayı kuşatmasını
anlatan NASA/ESA tarafından hazırlanmış "Kızıl Dev
Güneş" isimli kısa filmi izleyebilirsiniz.
http://www.spacetelescope.org/videos/html/hst15_red_giant_sun.html

04 Şubat 2006 Cumartesi
Aşağıdaki linklerden sesli veya
görüntülü olarak izleyebileceğiniz, Türkiye'de son
günlerde tartışılan konular hakkında Üstad Ahmed
Hulûsi'nin Skytürk TV Ana Haber saatine yaptığı
açıklamaların yazılı metni:
"Bu konuya dar plânda değil, geniş plânda
bakmak lâzım! Olay derinliğine incelenerek, bir sonuca
varmak lâzım. Direkt olarak çıkıp ta: “Başı açık namaz
kılınmaz” veya “Başı açık namaz ben kılmak istiyorum,
kılarım,” gibi ifadeler yeterli değerlendirmeyi
oluşturmaz.
Önce bir kere şunu çok iyi anlamamız
lâzım. Biz bu eylemleri, bu davranışları, Allah Rasûlü
Muhammed Mustafa aleyhisselâmın uygulamalarına uymak
amacıyla yapıyoruz. Şimdi eğer öyle ise şartlar; o zaman
evvela Rasûlullah’ı iyi tanımak lâzım.
Allah Rasûlü Hazreti Muhammed Mustafa,
aralarında yaşadığı putperest kabilesinin kıyafetiyle
uğraşmamış. Onlar gibi giyinmiştir. Onlar gibi sakal
bırakıp, sarık sarmıştır. Onların inanca ve ebedi hayata
taallûk etmeyen konulardaki örf ve adetlerine
karışmamıştır. Dolayısıyla, bizim de Rasûlullah’ın
sünnetine uyarak, içinde yaşadığımız toplumun örf ve
adetlerine uymamız zorunludur; eğer Rasûlullah’a
uyanlardan olmak istiyorsak.
DİN, bütün insanlığa, her insan aklı
başında ve şuurlu olarak mezara konarak başlayacak olan
ebedi hayata hazırlansın diye tebliğ edilmiştir
Rasûlullah tarafından. İnsanlara kılık kıyafet
yönetmeliği getirmek için değil! Din, öncelikle Allah
Rasûlü’nün sünnetinin ve yaşam değerlerinin ne olduğunu
ve ne olmadığını çok iyi anlamamız gerekir.
Bakın ben yirmi yıldır yazar ve
söylerim: “Dinde reform olmaz!”
Niye?
Çünkü DİN, tüm insanlar için aynı olan
yaşam gerçeklerine göre yapılması gerekenleri
bildirmiştir ki, kıyamete kadar da bu sistem asla
değişmez!
DİN, Allah Rasûlü’nün bizzat veya Kur’an
olarak bildirdiklerinden ibarettir. Rasûlullah
yaşamından sonra gelenlerin yorumları, fetvaları ise din
değildir; kişilerin kendi anlayış kapasitelerine göre
olan yorumlarıdır.
Kimsenin kimseyi dini anlayışı
dolayısıyla yargılandırma ve değerlendirme hakkı yoktur!
Kimsenin kimseye 'senin ibadetin kabul oldu' veya
'olmadı' türünden Allah adına hüküm bayan etme hakkı
yoktur İslam Dini’ne göre! Öncelikle bu gerçeğin çok iyi
farkedilmesi mecburiyeti vardır.
Gelelim Cuma Namazına. “Ya
eyyühelleziyne amenu iza nudiye lissalati min yevmil
cumuati” buyrularak, kadın veya erkek tüm Müslümanlar bu
ibadete yönlendirilmektedir.
Namaz mü’min erkeklerin mi’racıdır,
denmemiş; "namaz tüm inananların mi’racıdır"
buyrulmuştur.
"Biz insanı yeryüzünde halife olarak
meydana getirdik" açıklamasında gene kadın ve erkek
ayırımı yoktur! Önce bunları bilerek şimdi Rasûlullah’ın
Cuma Namazı uygulamasına bakalım.
Rasûlullah zamanında, gerek Cuma,
gerekse diğer vakit namazlarının farzları, kadınlar arka
safta, erkekler de ön safta ve arada boşluk kalacak
şekilde kılınırdı. Sünnet diye bilinen namazlar ise,
Rasûlullah zamanında evde kılınır ve farz için cemaat
mescide gelir hep birlikte farz olan namaz kılınırdı.
Rasûlullah zamanında beş vakit namaz böylece eda edildi.
Cumalar da böylece eda edildi. Bize intikal eden
bilgiler böyle.
O günkü o kılınan namazlarda kadınlar
başlarını örterlerdi. Çünkü zaten başları örtülü
dolaşıyorlardı. Dolayısıyla namazı başı açık kılma gibi
bir olaydan da o devirde söz etmek mümkün değil! Eğer
biz İslâmiyet'i ele alırsak, Musevilik ve İsevilikten
farkımız bizim, dinadamsız ve ibadethanesiz ibadet
edebilme özgürlüğüdür.
Biz bütün kadınların da erkekler gibi
aynı şekilde Allah’ı özünde bulma çalışması olan
namazın, aynı şekilde kılınması, edâ edilmesi gereğini
bildiriyoruz. Zaman içindeki yanlış değerlendirmeler,
maalesef olayı rayından saptırmıştır. Onun için diyoruz
ki biz:
Hazreti Rasûlullah devrindeki anlayışa
dönmemiz lazım!
Hazreti Rasûlullah’ın olaya bakış açısı
ve değerlendirmesi neydi?
Dolayısıyla diyoruz ki DİN, Kur’an ve
Hadis’den ibarettir! Diğer bunun dışındaki delillerden
gelen bilgiler kişisel yorumlardır. Biz bugün bu kişisel
yorumlara ve fetvalara göre değil, Hazreti Rasûlullah’ın
bildirdiklerine, uyguladıklarına ve Kur’an a göre
yaşamak zorundayız!
Ben bu konuda (kişinin kıldığı namazının
kabulü konusunda) kesinlikle fikir beyan edemem! Çünkü
kişinin yaptığı ibadetin kabulü, onunla Rabbi arasında
olan bir olaydır. Kişi, kendi Kur’an'dan ve
Rasûlullah’tan anladığına göre, nasıl istiyorsa öyle
yaşar ve bunun sonuçlarına da kendisi katlanacaktır.
İnsanlar bir başkasının fetvasına,
yorumuna göre hareket edip de, sonra ahırete gittiğinde;
“ben falancanın yorumuna göre hareket etmiştim” diyerek
onu kendisine mazeret beyan edemez! Çünkü herkes kendi
yaptığının sonucunu yaşayacaktır.
Burada sarih yorum şudur:
Evvela kişiler birbirlerini
değerlendirme, kişiler birbirleriyle uğraşma olayını
bırakacak!
Herkes kendine, kendi din anlayışına
bakacak.!
Biz başkalarını yargılamak için var
değiliz!
Önce birinci ana konu bu. İkinci ana
konu şu: Eğer biz dine inanıyorsak, Rasûlullah’a
inanıyorsak, varsa Kuran'da, Kuran'da; yoksa
Rasûlullah’ın uygulamasında o işi nasıl yapmış veya
nasıl uygulatmış, buna bakıp buna göre hareket edeceğiz!
Rasûlullah’ın zamanında hanımlar başları
örtülü halde namaz kılıyorsa, bugün de hanımların
namazlarını başları örtülü halde kılması gerekir!
Bakın ben bir ay Ramazan’da Expo
Channel’da bu konuları anlattım. Ve orada da dedim ki;
“bir hanım dışarıda başı açık dolaşsa dahi, evine
gittiği zaman veya münasip bir yerde başını örter,
namazını kılar, daha sonra başı açık dolaşır! Bu da
Allah ile onun arasındadır. Allah dilerse, dilediği gibi
davranır.
Aynı şekilde kişi gene başı açık dolaşsa
dahi bir hanım, Hacca gider. Oradaki şartlara uyarak
Haccını eda eder. Döner yine dilediği gibi yaşar. Gene
bunun değerlendirmesi de Allah’a aittir.
Hiçbir zaman biz, bir diğerimizi
yargılayıp değerlendiremeyiz. Bizde Allah adına konuşma
yetkisi yok.! Yeryüzünde hiç kimse Allah adına
başkalarını yargılayıp, başkalarına etiket yapıştıramaz!
Bu gerçeği çok iyi farketmemiz lâzım. Kural, Rasûlullah
devrindeki uygulama ne ise, ona bakıp, onun gereğini
kendi bünyemizde yaşamaya çalışmaktır.
Toplumun alışkanlıklarına uymak değil.
Din esas olarak şu gerçek ile gelmiştir: Bütün insanlar
geçici bir süre dünya üzerinde yaşıyorlar, fakat ölüm
denen olay ile birlikte, akıl ve şuurları yerinde olarak
mezara giriyorlar. Kabir aleminde yaşamlarına devam
ediyorlar. Gerçek manada yok olma diye birşey yok ve
ebedi hayata ancak dünyadayken hazırlanırlar. Temel ana
esas dindeki budur. Bir de, dışarıda bir tanrı arayıp,
boş yere yukarıda olmayan birşeye yönelmeyin! ALLAH,
bütün bu varlığı yaratandır! Bu varlığın her zerresinde
varlığı ile mevcuttur! İnsan, Allah’ı kendi özünde
bulur. Dışarıda aramayacaktır. Ana esas bir kere bu!..
Esas buyken; toplumun genel yaşamı içinde, insanlık
kavramına ters düşen davranışların hiçbirinin DİN'de
yeri yoktur.
Biraz evvel dediniz ki 'kadın ve kızları
okutmuyorlar!'
Kızları okutmamak, ne kadar büyük bir
suçsa, aynı şekilde başı örtülü diye genç kızları
okuldan alıkoymak, üniversiteden alıkoymak da aynı
şekilde bir insanlık suçudur.
İnsanlar, inançlarının gereğini bir
başkalarına zarar vermediği surette ve şekilde
uygulayabilme hakkına sahip olmalıdırlar. Çünkü insan
özgürlüğünün, düşünce özgürlüğünün temelinde bu yatar.
Eğer birisi kalkıp ta töre cinayetini dine bağlıyorsa,
bu yanlış bilgidir. Burada suç, ona bu yanlış bilgileri
ileten ve bu yanlış bilgileri düzeltmeyen
yetkililerdedir.
...Bunun için daha evvel de yazdım ve
söyledim. Dedim ki; İnsanlar din konusunda rahatça
konuşulabilmeli. Bakın bugün televizyon diye bir olay
var. Her evde var. Eğer televizyonlarda gerçek anlamda
din bilgisi konuşulup anlatılabilse, orijinali
ulaşabilse... Bugün nerdeyse her köyde, her evde
televizyon var. İnsanları gerçek din, orijin din
konusunda uyarmak, öğretmek, zor bir şey değil. Bu en
fazla taş çatlasa Türkiye’de, bir seneyi, iki seneyi
alır. Ciddi bir eğitim programıyla.
Ama bugün din devletin yönetimindedir.
Diyanet işleri devletin bir memurluğudur, kurumudur.
Bütün din adamları devlet memurudur. Devlet memuru
demek; devletin kendisinden istediğini uygulayan kişiler
demektir. Eğer dinadamı yanlış bilgi veriyorsa veya
yetersiz bilgi veriyorsa, bu devletin sorunudur!
İnsanların bugün özgür olarak çıkıp dini
anlatma hakkı ne kadar vardır? Bun bir sorgulamak lazım;
insanların din özgürlüğü varsa.
İşin enteresan tarafı burası. Orijinal
Kur’an ve Hadise dayalı, Rasûlullah’a dayalı DİN
anlayışı, yüzyıllar içinde tamamen mahiyet değiştirmiş,
falanca kişinin, filanca kişinin yorumları, din olarak
algılanmaya başlanmış.
Dolayısıyladır ki biz, DİN'in
orijinaline dönmek zorundayız! Dinde reform değil;
DİN'in orijinaline dönmek!
Kur’an ve Rasûlullah’ta olmayan hükümler
hakkında hiç kimse bir başkasının yorumuna anlayışına
uymak zorunda değildir! Ve bu konuda kimse zorlanamaz!
Önce bunun anlaşılması lazım. Adam çıkıyor, falanca
alime göre bu böyledir diyor. Ve dinde bir hüküm halinde
vurguluyor. Bunun yanlış olduğunun bir kere açıklanması
lâzım! Bunun anlatılması lâzım insanlara!
Kuran’da ve Rasûlullah’ta yoksa o
hüküm, o kişinin yorumudur ve bu hüküm hiç kimseyi
bağlamaz. İnsanların bunu bilmesi lazım..."

03 Şubat 2006 Cuma
2 Şubat Perşembe akşamı Skytürk TV Ana Haber saatine Ahmed Hulûsi
canlı yayın konuğu olarak katıldı ve son günlerde tartışılan konulara
dair açıklamalar yaptı. Program kaydına web sitemizden
ulaşabilirsiniz.
Online sesli dinlemek için
tıklayın (10 MB).
Online görüntülü izlemek için bağlantı hızınıza göre:
Yüksek kalite DIVX (174 MB),
Düşük kalite WMV (34 MB).

|
|

Tüm eserleri
online...
Arşiv
2007 Kasım
2007 Ekim
2007 Nisan
2007 Mart
2007 Şubat
2007 Ocak
2006 Aralık
2006 Kasım
2006 Ekim
2006 Eylül
2006 Ağustos
2006 Temmuz
2006 Haziran
2006 Mayıs
2006 Nisan
2006 Mart
2006 Şubat
2006 Ocak
2005 Aralık
Diğer Sayfalar
Holografik Bakış
Aynadaki Evren
GİZ'li Gülşen
Balın
Tadı
DİN'i Anlamada Reform
Hayret
Hazine
Son Misafir
Online Sohbetler
Yayınlanmış Kitapları
|
Holografik Bakış |
|
 |
|
(2005) |
|
Aynadaki Evren |
|

|
|
(2005) |
|
GİZ'li Gülşen |
|

|
|
(2001, 2003, 2005) |
|
|
|
Ahmed Bâki'nin kitaplarını ve yazılarını
sitemizden indirebilir; orijinaline
sadık kalmak kaydıyla ve kaynak
belirterek dilediğiniz yoldan
karşılıksız paylaşabilirsiniz.
Sitemizdeki eserlerin hiç biri için
telif hakkı talebimiz yoktur. |
Üstteki
lisanlardan ana sayfalara gidebilirsiniz
Üstteki yazdır linki ile sayfanın tüm metinlerini yazdırabilirsiniz
(devamlarını açmayı unutmayın)
Metinlerin altındaki yazıcı ikonuyla o metni yazdırabilirsiniz
Üstteki menüden
tavsiye et'i seçerek veya yazıların
altındaki ikona tıklayarak bu
sayfayı e-mail adresini bildiğiniz kişilere önerebilirsiniz
|