English Deutsch Français Español Pусский Polski Nederlands Shqip Swahili Azeri Türkçe  
 

AHMED BÂKİ

 
 

Blog / 2006 Şubat

Beyin ve ruh arasında süregiden 'feedback'


25 Şubat 2006 Cumartesi

"Çağdaş bilimsel keşiflerle, Tasavvuf öğretilerinin en önemli ortak uyarısı şudur: İnsan, özüne dönerek, kendini, öz bilincinin değerleriyle tanıyamadığı sürece, evrendeki yegâne sermayesi olan "dünya yaşamını", fizik dünyanın şartlarına bağımlı olarak yanılgılar içerisinde tüketir gider...

İnsanlığın büyük bir çoğunluğu, dünyayı ve yaşamı sadece beş duyuyla algılayabildiğimizden ibaret zannedip, sadece burası için herşeyi elde etmekle meşgulgen, bakın bilim dünyasında neler oluyor ve bunlar Tasavvuf eserlerinde nasıl karşılık buluyorlar..."

http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/hologram/07hologramda_seyahat.htm

Verdiğim linkten Holografik Bakış'ta yeralan bu yazının tamamını okursanız, aşağıdaki linkten ulaşabileceğiniz, Aksiyon dergisinde yeralan ve Dr. Deepak Chopra'nın bulgularından bahseden makaledeki bilgiler daha farklı bir anlam kazanacaktır sanırım zihninizde. (Dergideki illüstrasyon dikkatinizden kaçmasın!)

http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=14172

Hologramik özellikli "ruh" dediğimiz beynin ürettiği yapının inceliklerini okumak için ise Evrensel Sırlar kitabında Onuncu Gün bölümünü dikkatlice okumanızı öneririm.

Rasûlullah bayrağı altında birleşelim görüşündeyiz,
nurculukta değil!


25 Şubat 2006 Cumartesi

Aldığımız maillere karşılık verdiğimiz cevapları buradan sizlerle paylaşmak bir çok konuda merak edilenlerin cevabının topluca alınmasına katkıda bulunuyor. Böyle bir soru ve cevabımızı aşağıya alıyorum:

Soru:

Selamun aleykum... Bir şey sormak istiyorum... Said Nursi'ye ve diğer nurculara bakış açınız nedir? Herkesi reddediyorsunuz ama Elmalılı gibi 'çağdaş' diye bilinenlere karşı değilsiniz. Peki Said Nursi kötü biri mi? Cahil mi, bilgisiz mi?

Cevap:

Sanırım, reddetmek veya karşı çıkmak derken, "İSLÂM DİNİ'nde yanlış anlaşılan konulara parmak basmamızı" kastetmek istediniz... Bunun dışında kimseyi veya birşeyi reddetme gibi bir düşünce ve eylemimiz yoktur! Rasûlullah aleyhisselâm yolunda insanlığa karşılıksız ve dünyevi emel taşımadan hizmet vermiş tüm zatları elimizden geldiğince değerlendirmeye çalışmamız gerektiğini düşünüyoruz. Said Nursî hazretleri büyük mutasavvıf ve evliyaullahtandır, bildiğimiz kadarıyla. Ne çare ki değerli eserleri lisan itibarıyla günümüze hitap edememektedir. Üstad, pek çok konuda hemfikirdir kendisiyle. Ancak o, Rasûlullah bayrağı altında birleşelim görüşündedir; nurculukta değil!

Ahmed Hulûsi'nin cevabı


25 Şubat 2006 Cumartesi

"ORİJİN İSLÂM’ın dünyevî çıkarlar için kullanılmaması yolundaki anlattıklarım, bir kısım çevrelerin din yoluyla sağladıkları çıkarlar ile çatışıyor. Bundan dolayı da siyasilerle ahbaplıkları olan yakınlarımı kullanıyorlar.

Açıkladığım dini gerçeklerden çıkarları zedelenenler medyayı kullanarak konuyu magazinsel alanlara sürüklemek istiyorlar. Dinsel konuda cevap vermekten aciz olanlar da konuyu ailesel alanlara saptırarak hedef şaşırtmak istiyorlar."

Pazartesi günü Cercle d'Orient dergisinde yayınlanacak olan bu röportajın tamamını web sayfamızdan okuyabileceksiniz.

Bu sancılar doğal


24 Şubat 2006 Cuma

"Bir bebeğin doğumuyla sadece bir bebek doğmuş olmaz" demişler; "yeni bir anne ve bir baba da doğar bebekle birlikte dünyaya". Nineler, dedeler, amcalar, teyzeler de doğar... Aslında her doğumla birlikte herkes yeniden doğar... Evrende hiçbir oluşum tümden bağımsız değil zira.

Her yenilenme için de bu böyledir! Doğan sadece "yenilik" değildir; her şey yeniden doğar o yenilenme ile birlikte!..  Bakış açıları, değerler, öncelikler tümden değişir; yenilenir. Yenilenmeye tâbi olur!

Aslında "doğum", her an kesintisiz devam etmekte olan sürecin bir kesitine verilen addır sadece! Bakana göredir, göreseldir gerçekte! Hatta, kelebeğe doğumun, tırtıla ölüm olması gibi, her doğum bir ölümdür de...

Zamanı dolanlar gider, yerine yenisi gelir!

Ve her doğum... Her doğum, beraberinde sancılarla gelir...

Orijinal İslâm'ı bir anlayabilsek


20 Şubat 2006 Pazartesi

Yıllardan beri okuyucularımızdan mailler alırız. Bazen bir okuyucumuzun kaleminden dökülen sözler binlerce beynin hissedip yaşadıklarına tercüman olur. İşte onlardan biri:

"Sayın Ahmed Hulusi,

Beş duyu ile algılayabildiğim kadarıyla yaşadığım deneyimlerin yorumları; hissettiğim endişeler, korkular, bazen öfke; sabırsızlık, hoşgörüsüzlük; diğerlerini yargılama; kendi doğrularım ve prensiplerim doğrultusunda geçen seneler. Bize verilen dünyevi değerlere göre istekler ve beklentiler... Kendimi bildim bileli!!! bir boşluk hissi ve nedenini anlayamadığım bir huzursuzluk ile bir beklenti. Neyi bekleyerek?..

Yine bize verilenlere göre; kaderimizi yazan, bizi koruyan, dualarımızı kabul eden, bizden ayrı bir “Allah” kavramı vardı. Ve biz ona ibadet etmeli ve ondan korkmalı idik. ”Din” de Kurân vasıtasıyla bize yapılması ve yapılmaması gerekenleri bildiriyordu. Bir kaderimiz vardı ama bizim kontrol edeceğimiz, yönlendireceğimiz şeyler çok fazla idi. Biz planlar ve programlar yaparak hayatımızı düzenliyorduk.

İslâmiyet'in zıddına Müslümanlık


20 Şubat 2006 Pazartesi

Allah Rasûlü'nün açıkladığı orijin İslâm'ı tanımaya başlayanların ilk farkettikleri şey, günümüzde din diye anlatılan ve din adına yapılan şeylerin büyük bir çoğunluğunun tamamen orijinalinin zıddına olduğu gerçeği. Eksik veya hatalı değil, tamamen "zıddına" olduğu!

Rasûlullah'ın sünnetini ele alalım... Bilgisizlikten dolayı bir kısım toplulukların sünnet diye uyguladığı ve diğer bir kısım toplulukların da onlara bakıp sünnet sandığı uygulamalar, Allah Rasûlü'nün "sünnetinin" tam zıddı!.. Ruhu, verilmek istenen öz ve amacı itibariyle, içinde yaşanılan toplumla uyum içerisinde olunması halinde sünnete itaat sayılabilecek konular (kılık-kıyafet gibi), sünnet etiketi yapıştırılarak hiç yoktan toplumlarla çatışma gerekçesine dönüştürülmüş... Ve tâbi sonuçta, yaşam sisteminin işleyişine ters düşen bu yanlışın pahası ağır biçimde ödenir olmuş...

Kurân'ın anlaşılmasını ele aldığımızda durum yine içler acısı! Gösterdiği hedef yok sayıldığından ve kelimelerine zincir gibi bağlanıldığından dolayı, hükümleri, ilerlemeye, gelişmeye ve tekâmüle götüren araçlar gibi değil, bunun tam zıddı olacak biçimde, geçmişte sabitlenmeye, geride kalmaya, değişmemeye vesile olarak istismar edilmiş... Cehalet o boyutlara ulaşmış ki, örneğin, Kurân'ın erkekleri özveriye davet eden hükümleri (kadınlara hiç bir sosyal hak verilmezken, evlilik, şahitlik, miras gibi konularda adil pay almasını hedef göstermesi gibi), kadını ikinci sınıf algılamaya yönelikmiş gibi, tam zıddına bir hedefe çevrilmiş; ve tâbi yaşam sisteminin işleyişine ters düşen bu yanlışın pahası sonuçta çatışma ve huzursuzluklarla ödenir olmuş...

Olaya global baktığımızda ise din adına ortaya konan manzara ve uyandırılan iticilik sonuçta Allah Rasûlü'nün önerdiği prensibin tam zıddı!

Oysa bize ne buyurmuş: "Sevdirin, nefret ettirmeyin!.."

Kurân'ın amacı ne?


20 Şubat 2006 Pazartesi

DİN'i ANLAMADA REFORM'dan bahsediyoruz; fakat kaçımız bu kelimelerin gerisindeki anlamı kavrayabiliyoruz ve düşünce yapımızı buna göre güncelleyebiliyoruz, meçhûl! Hadi bu güncellemeyi yapabildiğimizi düşünelim, bunu ne kadar yapabildiğimiz ve bu güncellemenin sürekliliğini ne düzeyde sağlayabildiğimiz yine meçhul!

Kurân-ı Kerim'i her andığımızda veya vermek istediği mesajı anlamaya çalıştığımızda, Kurân'ın amacının ne olduğunu sorgulayarak işe başlamamız büyük fayda sağlayacaktır. Bunun için şu soruyu devamlı soralım:

"Kurân, insanları geçmiş çağlardaki bir yaşam tarzına sabitleyip, hapsetme amacıyla mı bildirilmiş bir kitaptır; yoksa insanlığa ışık tutup, yol gösterme, insanları geleceğin şartlarına hazırlama, mükemmel olanı ve saadet yollarını gösterme gayesine yönelik olarak bildirilmiş bir kitap mıdır?..”

Şimdi bu soruya vereceğiniz cevap ışığında duruşunuzu yeniden sorgulayın! Kurân'ı ele alış ve kavrayış biçiminiz, yorumlarınız ve çıkardığınız sonuçlar, bu amaçla uyum içerisinde mi? Ya da nereye kadar uyum içerisinde?..

Bu konuyu ciddi anlamda düşünmeyi ve kavrayabilmeyi isteyenler için, buraya sağ klik yaparak Expochannel'de yayınlanan DIVX'i indirmelerini ve dikkatle izlemelerini öneririm. Göreceksiniz, çok yeni şeyler farkedeceksiniz.

Röportajın tam metni


18 Şubat 2006 Cumartesi

14-20 Şubat 2006 tarihli Yeni Aktüel dergisinin 31. sayısında dört sayfa halinde kısaltılmış haliyle yayınlanan Ahmed Hulûsi ile röportajın kısaltılmamış orijinalini okumak için tıklayın.

Expochannel TV'de yeniden


13 Şubat 2006 Pazartesi

Ahmed Hulûsi'nin geçtiğimiz Ramazan ayı boyunca yayınlanan İNSAN ve DİN konulu sohbetleri, yoğun istek üzerine 19 Şubat'tan itibaren 10 hafta boyunca her Pazar saat 12:00 - 13.00 arasında üç bölüm birarada Expochannel TV ekranlarında olacak.

Program sohbetlerinin büyük bölümünü içeren "İnsan ve Din" isimli kitap internette en çok satan kitaplar arasında. Ayrıca, program DVD'lerini Kitsan yayınevinden temin etmek mümkün.

http://www.expochanneltv.com/extr/

Beynin iletişim ağı


13 Şubat 2006 Pazartesi

Mevcut nöroloji teorisine göre, beyin, sinaps adlı bağlantı noktalarından oluşan geniş bir iletişim ağı şeklindedir. Bir nöron bir başka nörona mesaj gönderdiğinde, ilk önce bir elektrik akımı oluşur. Bu akım sinaps düzeyine vardığında, nörotransmetörlerin (sinir iletici kimyasalların) serbest kalmasını tetikler. Bu kimyasal mesajlar daha sonra komşu nöronun yüzeyinde yeralan reseptörlere sabitlenirler, bunlar da diğer sinapsa elektrik akımı gönderirler ve bu tetikleme zincirleme sürüp gider. Oysa şimdi, yıldız denen hücrelerin bu bilgi akışını kolaylaştırıp yavaşlatacak ve hatta durdurabilecek yöntemlere sahip olduğu tespit edilmiş. Elde edilen yeni bulgulara göre astrositler bir sinapstaki bilgileri bir diğer sinapsa aktarabiliyorlar. Yani bilgiler sadece nöronlar aracılığıyla değil bir başka yolla da beynin bir ucundan diğerine iletiliyor.

Beyinle ilgili keşifler sanırız ürettiği "ruh" denen hologramik özellikli yapının varlığının kanıtlanmasına kadar hızla yol alacak. Haberi geniş biçimde aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

http://www.hurriyet.com.tr/bilim/3908386.asp?gid=50

İnsan karşısındakini ondan daha iyi tanıyabilir mi?


13 Şubat 2006 Pazartesi

Arşivden ulaşabileceğiniz Aralık Blogunda, "Bilinç beynin ne kadarının farkında" başlığıyla bu konunun esasına değinmiştik... Konuyu biraz hatırlarsak...

İnsan, kendinin farkında olduğu her bir anda, aslında beynindeki sayısız özelliklerden sadece o an ortaya çıkan belirli bir kombinasyonunu hisseder  ve o mânâları yaşayan, o özelliklerle sınırlı bir kişi olarak kendini tanımlar. Farklı zamanlarda ve farklı koşullarda, karşılaştığı olaylara ve yaşadığı hallere göre kendini nasıl tanımladığı da aslında sürekli değişir.

Dolayısıyla, bireysel bilinç, kişinin beyninde mevcut sayısız özelliklerden sadece bir anda ortaya çıkanı kadarını ifade eder. Başka bir ortamda, farklı olaylarla ve koşullarla karşılaştığında, beyinden çok daha farklı özelliklerin bir bileşimi ortaya çıktığında, aslında ortaya konan ve yaşanan hal de değişir.

Bilincin kendini tanımlarken farkettiği özellikler her bir anda değişirken, kişinin kendini sürekli aynı kalan sabit bir yapı gibi zannetmesi, aslında beyninin potansiyelini ve dolayısıyla kendindeki sayısız kuvveleri, sayısız özellikleri tanıyabilmesine perde olur. Sayısız özellikler ortaya koyabilen bir 'varoluş' gibi değil de, sınırlı bir 'kişilik' olarak algılar kendini. O yüzden de, değişen zamanlarda farklı koşullar altında ne tür bir kişilik veya ne tür özellikler ortaya koyacağını doğru göremez ve varsayımlarında sıkça da yanılır.

Ötede değil yanıbaşımızda


11 Şubat 2006 Cumartesi

Ahmed Hulûsi'nin 1986 yılında İnsan ve Sırları isimli kitabında ilk kez yayınlanan Dünyamızın cehenneminin güneş olduğu yönündeki tespiti 11 Şubat Cumartesi günü yayınlanan Yeni Aktüel dergisinde Ahmed Hulûsi ile ilgili habere başlık oldu. Haberde geçen hafta içi Murat Yalnız tarafından internet üzerinden yapılan röportajda sorulara verilen cevaplara kısaltılmış olarak dört sayfa yer verildi.

Önümüzdeki günlerde Tempo dergisi ile diğer bazı gazetelerde de yeni röportaj ve haberlere yer verilecek. Geçtiğimiz Ramazan ayında Expo Channel'de yayınlanan İnsan ve Din konulu sohbetlerin okyanusta yarattığı tsunami dalgaları bazı sahillere vurur gibi...

Ahmed Hulûsi'nin açıklamaları Aktüel'de


09 Şubat 2006 Perşembe

Ahmed Hulûsi hakkında geçtiğimiz Pazar yayınlanan Yeni Aktüel'de bir yazı çıktı. Alâkasız bir başlık ve sunuşla da olsa... Bu hafta Yeni Aktüel, haftasonu yayınlanmak üzere Ahmed Hulûsi ile internet üzerinden yeni bir röportaj yaptı.

Sitemizdeki kitaplarda açıklanan şu hususun altını bir kez daha çizelim:

Ahmed Hulûsi, İslâm’a bir tarikat veya cemaât penceresinden değil, Allah Rasûlü Muhammed Mustafa penceresinden bakılması düşüncesindedir ve insanları bir cemaate veya tarikata değil; Rasûlullah’a ve KURANIN RUHU'nu anlamaya davet etmektedir. Ahmed Hulusi'nin takipçisi yoktur. Onu okuyanlar sadece Allah kulu ve Hazreti Muhammed'in takipçisi olurlar! Araya ikinci bir isim eklemezler! Buna karşın, onun belli gruplarca tarikat şeyhi veya cemaat lideri gibi tanıtılması, kişilerin, çevrelerini korkutup, bu ilimden uzak tutmaya çalışmalarından başka birşey değildir. Düşünen insanlar bugün, ya Rasûlullah'ın açıkladığı İslâm'ın orijinalinin ortaya çıkarılmasına katkıda bulunacaklardır; ya da günümüzde yaygın cemaat, tarikat, teşkilat gibi odakların güttüğü beğenmedikleri dönüştürülmüş Müslümanlık anlayışına saygı duyacaklardır! Herkes yerini ona göre seçmelidir.

Rasûlullah'ın bir mucizesi


08 Şubat 2006 Çarşamba

Web sitemizdeki "İnsan ve Sırları" kitabında yeralan Rasûlullah sallallâhu aleyhi vesellemin açıklamalarından birkaçını okuduktan sonra verdiğimiz linke tıklayarak NASA/ESA tarafından hazırlanmış güneşin dev kızıl yıldıza dönüşüm filmini izleyebilirsiniz:

Rasûlullah aleyhisselâm bundan ondört yüzyıl önce bildiriyor ki:

"Kıyâmet günü GÜNEŞ halka yaklaştırılır da nihâyet insanlara yakınlığı bir mil kadar olur!.. Güneş onları âdeta eritecek ve amellerinin miktarına göre ter içinde kalacaklardır. Onlardan kimi topuklarına kadar, kimi dizkapaklarına kadar, kimi beline kadar, kimi de gemlenene kadar tere batacaktır!"

Diğer iki açıklamasında ise şöyle buyuruyor:

"İnsanlar haşrolunduklarında, kırk yıl gözleri semâya dikili olarak beklerler. Kendilerine kimse tek bir kelime söylemez. Bu esnada, GÜNEŞ başlarının ucunda, kendilerini yakar!.. İyi - kötü herkes ter boğazlarına çıkasıya bu halde beklerler."

"Dünyanız, içindekilerle beraber cehenneme atıldığı zaman, bir su damlası gibi buharlaşıp yok olacaktır!"

Güneşin büyük patlama, genişleme devresinde gelip dünyayı içine alacağı gerçeğine işaret eden hadisler bunlar. Herşeyi ötede aramaya şartlandırılmış bizler hâlâ ötelerde bir cehennem arıyoruz!

http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insan/insan004.htm

Yukarıdaki linkten bu mucizeyle ilgili ayetlerle diğer hadisleri okuyabileceğiniz gibi,  aşağıdaki linkten de, Cehennemin dünyayı kuşatmasını anlatan NASA/ESA tarafından hazırlanmış "Kızıl Dev Güneş" isimli kısa filmi izleyebilirsiniz.

http://www.spacetelescope.org/videos/html/hst15_red_giant_sun.html

Ahmed Hulûsi'nin TV açıklamasının metni


04 Şubat 2006 Cumartesi

Aşağıdaki linklerden sesli veya görüntülü olarak izleyebileceğiniz, Türkiye'de son günlerde tartışılan konular hakkında Üstad Ahmed Hulûsi'nin Skytürk TV Ana Haber saatine yaptığı açıklamaların yazılı metni:

"Bu konuya dar plânda değil, geniş plânda bakmak lâzım! Olay derinliğine incelenerek, bir sonuca varmak lâzım. Direkt olarak çıkıp ta: “Başı açık namaz kılınmaz” veya “Başı açık namaz ben kılmak istiyorum, kılarım,” gibi ifadeler yeterli değerlendirmeyi oluşturmaz.

Önce bir kere şunu çok iyi anlamamız lâzım. Biz bu eylemleri, bu davranışları, Allah Rasûlü Muhammed Mustafa aleyhisselâmın uygulamalarına uymak amacıyla yapıyoruz. Şimdi eğer öyle ise şartlar; o zaman evvela Rasûlullah’ı iyi tanımak lâzım.

Allah Rasûlü Hazreti Muhammed Mustafa, aralarında yaşadığı putperest kabilesinin kıyafetiyle uğraşmamış. Onlar gibi giyinmiştir. Onlar gibi sakal bırakıp, sarık sarmıştır. Onların inanca ve ebedi hayata taallûk etmeyen konulardaki örf ve adetlerine karışmamıştır. Dolayısıyla, bizim de Rasûlullah’ın sünnetine uyarak, içinde yaşadığımız toplumun örf ve adetlerine uymamız zorunludur; eğer Rasûlullah’a uyanlardan olmak istiyorsak.

Haber saatinde Ahmed Hulûsi'nin açıklamaları


03 Şubat 2006 Cuma

2 Şubat Perşembe akşamı Skytürk TV Ana Haber saatine Ahmed Hulûsi canlı yayın konuğu olarak katıldı ve son günlerde tartışılan konulara dair açıklamalar yaptı. Program kaydına web sitemizden ulaşabilirsiniz.

Online sesli dinlemek için tıklayın (10 MB).

Online görüntülü izlemek için bağlantı hızınıza göre:

Yüksek kalite DIVX (174 MB),

Düşük kalite WMV (34 MB).

Tüm eserleri online...

 

Arşiv


2007 Kasım

2007 Ekim

2007 Nisan

2007 Mart

2007 Şubat

2007 Ocak

2006 Aralık

2006 Kasım

2006 Ekim

2006 Eylül

2006 Ağustos

2006 Temmuz

2006 Haziran

2006 Mayıs

2006 Nisan

2006 Mart

2006 Şubat

2006 Ocak

2005 Aralık

 

 

Diğer Sayfalar


Holografik Bakış

Aynadaki Evren

GİZ'li Gülşen

Balın Tadı

DİN'i Anlamada Reform

Hayret

Hazine

Son Misafir

Online Sohbetler 

 

Yayınlanmış Kitapları


Holografik Bakış

(2005)

Aynadaki Evren

 

(2005)

GİZ'li Gülşen

(2001, 2003, 2005)

 

Ahmed Bâki'nin kitaplarını ve yazılarını sitemizden indirebilir; orijinaline sadık kalmak kaydıyla ve kaynak belirterek dilediğiniz yoldan karşılıksız paylaşabilirsiniz. Sitemizdeki eserlerin hiç biri için telif hakkı talebimiz yoktur.

 

 

 


» Üstteki lisanlardan ana sayfalara gidebilirsiniz

» Üstteki yazdır linki ile sayfanın tüm metinlerini yazdırabilirsiniz (devamlarını açmayı unutmayın)

» Metinlerin altındaki yazıcı ikonuyla o metni yazdırabilirsiniz

» Üstteki menüden tavsiye et'i seçerek veya yazıların altındaki ikona tıklayarak bu sayfayı e-mail adresini bildiğiniz kişilere önerebilirsiniz

» Kısa e-mail gönderebilirsiniz


 

 

27928 kez okundu.

karşılıksız bilgi paylaşımı @ www.ahmedbaki.com/turkce/blog